“Aile içi şiddet, ev içi şiddet derken şiddet, taciz ve cinayetler ev içlerine, ailelere sığmıyor, sokaklara taşıyor. Hep söylüyoruz, kadın cinayeti şiddet zincirinin son halkası ve ilk halkada önlenemeyen şiddet, cinayete dönüşüyor diye. Kadına yönelik şiddetin en yaygınının eşler arasında olduğunu bilsek de artık sadece eşler arasında olmayan şiddeti de konuşmamız gerekiyor.”

Av. Yelda Koçak

Birkaç gün önce sosyal medyadan kadınların çabası ile sonra da basına yansıyan haberlerle 20 yaşındaki Ceren Baran’ın sokak ortasında, eski “sevgilisi” tarafından silahla vurulduğu haberini aldım.

Bombalarla, silahlarla, cinayetlerle örülü hayatımızda bir genç kadın daha bir erkek, hem de bir zamanlar sevdiği bir erkek, tarafından öldürüldü. Öyle çok ölüyoruz ki bu cinayete de elimizin değdiği, yüreğimizin dayandığı kadarıyla tepki koymaya çalışıyor, “ölmeye değil yaşamaya, öldürmeye değil yaşatmaya söz veriyoruz” diyoruz inatla. Öldüren mermilere, kafamıza inen yumruklara bir çığlık olsun diye bu inadımız…

Aile içi şiddet, ev içi şiddet derken şiddet, taciz ve cinayetler ev içlerine, ailelere sığmıyor, sokaklara taşıyor. Hep söylüyoruz, kadın cinayeti şiddet zincirinin son halkası ve ilk halkada önlenemeyen şiddet, cinayete dönüşüyor diye. Kadına yönelik şiddetin en yaygınının eşler arasında olduğunu bilsek de artık sadece eşler arasında olmayan şiddeti de konuşmamız gerekiyor. Aile içerisinde ebeveynler ve diğer aile bireyleri tarafından uygulanan şiddeti de bir kenara bıraktığımızda artık daha yüksek sesle konuşmamız, paylaşmamız gereken bir şiddet türü ile yüzleşme ve buna karşı mücadeleyi de yükseltme zamanımız geldi, geçiyor.

GÖRÜNMEYEN YA DA MÜDAHİL OLUNAMAYAN FLÖRT ŞİDDETİ

AKP/Saray rejiminin, kadınları aile içine sıkıştırdığı son yıllarda aile olmayan, olmayı reddeden ya da henüz öğrenci olan birçok kadın bu sıkışmanın başka bir sonucu ile de baş etmek zorunda kalıyor. Basitçe 12-13 ya da daha ileriki yaşlarda yaşanmaya başlanan romantik ilişki diye tanımlayabileceğimiz flört döneminde de şiddetin kayda değer bir yoğunlukta olduğu görülüyor. Flört şiddetinin de diğer şiddet türleri gibi artmaya başlamasına rağmen flörtün “gizli”, “ayıp”, “gayrimeşru”, “saklanılması gereken” şey olarak dayatılması sonucu gizli kalmaya devam ediyor.

Sokakta, okulda, işyerlerinde sıklıkla karşılaştığım/karşılaştığımız ama bir türlü müdahil olamadığımız, aslında çoğu zaman nasıl olacağımızı bilemediğimiz flört şiddeti…  Sevgilinin sevgiliye, fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal veya başkaca şekillerde gösterdiği şiddet davranışları…

Flört şiddetinin illa fiziksel, cinsel ya da görünür bir düzeyde psikolojik olması gerekmiyor. Bu nedenle de flört şiddetine tanık olsak dahi çoğu zaman müdahil olamıyor ya da bunu engelleyemiyoruz. Çünkü birçok şiddet davranışı hem maruz kalanlar açısından hem de uygulayanlar tarafından “şiddet” olarak algılanmıyor.

En basit örneği “kıskançlık”. Esasında kıskançlık da bir flört şiddetidir ancak yaşanılan romantik ilişki içinde birçok insan kıskançlığın bir şiddet olduğunu kabul etmez. Hatta sevginin bir ölçüsü olarak görür. Bir diğeri ise teknolojik olanakların gelişmesi ile birlikte çok yaygın olan dijital/sosyal medyadaki adımlarını kontrol etme, denetleme, şifrelerini alma gibi tahakküm altına alıcı çabalardır. Arandığında hemen açılmayan telefonlara, neden açmıyorsun sorusu; geç yanıt verilen mesajlara tepki; arkadaşlarla gidilen eğlencelere dahil olma, o ilişkileri denetleme vs. sıradan gibi görülen birçok davranış aslında flört şiddetidir.

Aşikar ki yukarıda bahsettiğim “ilk halka”ya bunlar da dahildir ve bunları ileride yaşanacak daha yoğun şiddetin göstergeleri olarak görmemizde bir sakınca yoktur.  Bugünden maruz kaldığımız flört şiddetini durdurmak, bununla mücadele etmek zorundayız. Zira şiddetin daha katmerlisi ileride bize yönelebileceği gibi bir başkasını da bulabilir.

“YÜZ KIZARTICI BİR SUÇ” OLARAK FLÖRT

Flört şiddetine maruz kalan kadınlar sanırım diğer şiddete uğrayan kadınlara göre daha yalnız kalıyor. Daha çok gençler arasında yaşanan flört ve akabinde gelişen flört şiddeti; şiddete maruz kalan tarafından bir süre sonra rahatsızlık verici olsa da dillendirilmiyor, gizleniyor. Kuşkusuz bunun psikolojik birçok nedeni var ama bizi özellikle ilgilendiren ülkemizdeki toplumsal ve siyasal atmosferin etkisi olmalıdır.

Öncelikle arada “resmi” herhangi bir bağ olmadığı için yasalarla korunması çok daha zor, sonra bunun aile üyeleri anne/baba/abi gibi kişiler tarafından öğrenilmesi riski var ki bu da flört şiddetine maruz kalan kadın için tercih etmeyeceği sonuçlar doğurabiliyor. Bir süre sonra flört şiddetinden kendini koruma, flörtten kaçma sonucunu doğuruyor ki bu da yine ve bir kez daha bizi özgürlüğümüzden alıkoyuyor…

Sevgilisi tarafından şiddet gören kadınlara karşı korkunç bakışın en ağırını Münevver Karabulut cinayetinden sonra “kızlarına sahip çıksalardı” diyebilecek kadar karanlık bir beyne sahip dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın sözlerinde görmüştük. Yetkili kişi ve kurumların flört şiddetine karşı yapılan başvuruların sonucunda, Cerrah kadar ağırına cesaret edemeseler de, çeşitli söz, davranış, en iyi ihtimalle imalarında bu karanlığın kendini yeniden yeniden göstermesi veya gösterme ihtimali, kadınları maalesef şikayetten alıkoyuyor.

Yine genç kadınların şiddet gören kadın olmalarını kendilerine yakıştırmak istememeleri, gizlemeleri, utanmaları da flört şiddetine karşı farkındalığın artmasına engel oluyor. Tıpkı “iyi bir meslek sahibi”, yüksek gelirli kadınların şiddeti kabul etmemeleri gibi genç kadınlar da yüklendikleri misyonun gereğince bu konuda çok daha tutucu davranmak zorunda kalıyorlar. Oysa bugün için gizledikleri şiddet ya da şiddete varacağı belli emareler yarın için çok daha tehlikeli bir hale dönüşüyor… Kritik ve mutlaka göstermemiz gereken nokta da burası.

Ceren Baran cinayeti; ilk kez işlenmiş bir “eski sevgili cinayeti” değil maalesef ve çok uzun zamandır söylüyoruz “öldüren sevgi istemiyoruz” diye.  Şimdi gün; öldüren ya da ölüme götüren sevgi yerine güvenli ve eşit sevginin nasıl olacağını konuşma günü… Sevmekten, sevilmekten hele flört etmekten asla vazgeçmeyeceğiz tabii.  Aynı zamanda da eşit, güvenli ve taraflardan herhangi birinin tahakküm altına alınmadığı flörtün de nasıl olacağını konuşmalıyız, fikirlerimizi paylaşmalıyız ve -hele şu günlerde- dayanışmayı hiç ihmal etmemeliyiz… (İleri Haber Merkezi)