Ceyda Düvenci, kızının regl olduğunu ve bunu kutlayacağını sosyal medyada paylaşınca, farklı kesimlerden eleştirilerin muhatabı oldu. Çok önemli bir ‘sır’ı açık etmekle suçlanan Düvenci, mutlaka saklanması gereken bir şeyi takipçilerine duyurmakla suçlandı. Regl olmak ergenliğe ulaşan bir kız çocuğu için bir sağlıklı olma hali, normal bir süreç iken Ceyda Düvenci’yi suçlayanlar için saklanması ve utanılması gereken bir konuydu. Sıradan bir biyolojik süreç neden saklanması gereken bir şey?

Tarih boyunca dünyanın birçok yerinde kadınlar adet döngüleri, düzenli kanamaları ya da yaygın kullanımla regl olmaları nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldılar, kalıyorlar. Adet kanaması birçok toplumda ataerkil kodlar nedeniyle, pislik ya da hastalık temsili olarak kabul ediliyor. Bazı ülkelerde kadınlar adet kanamaları boyunca izolasyona ya da dışlanmaya, rıza dışı tıbbi müdahalelere maruz kalıyor. Nepal’de âdet gören kadınları goth denen tecrit edilmiş çamurdan kulübelere gönderen Hindu uygulaması 2005 yılında yasaklansa da halen kırsal bölgelerde devam ediyor. Japonya’da Şintoizm’de menstrüasyon döneminde (kanama döneminde) kadınların tapınaklara girmelerine ve belirli kutsal dağlara tırmanmalarına izin verilmiyor (https://gaiadergi.com/menstruasyon-tabusu/).Türkiye’de de yakın zamanda regl zamanı kullanılan pedlerin gazeteye sarılı alıp alınmamasını konuşuyorduk. Kendimizi bildik bileli o pedler bakkaldan gazetede sarılmış şekilde alınır, çünkü ‘ayıp’tır.

Adet kanaması, genç kızlarda ergenliğe erişimin bir evresi, doğurganlık kazanmanın bir göstergesi iken neden pis olmak ya da hasta olmakla eş tutuluyor? Doğurganlık, yani yaşamı yaratma potansiyeli olan birisinin güç, irade ve iktidar temsili olması beklenir. Fakat neden doğurganlığın göstergesi kanama, zayıflığın, hastalıklı olmanın temsili ve bir utanç kaynağı olarak kabul ediliyor? Hikâye kadınların bedeninin kontrol altına alınması, kadının ikincilleştirilmesi ile başlıyor. Tarihte önce doğurganlık yeteneği kadınların ‘elinden alınıyor’. Ataerki, yaşamın kaynağı rahmi mahkûm edip erkeğin spermini kutsayarak işe başlıyor. “Kadın artık, yaşamın kaynağı, cömert ve bereketli toprak değil, erkeğin yarattığı canı içinde tutup büyüten bir taşıyıcıdan ibarettir” mitolojik sözleri aktaran Fatma Berktay, Yunanlıların kadını ve bedenini metaforlar aracılığıyla nasıl sınırlandırdığını ve denetlemeye çalıştığını anlatıyor (Ana Tanrıça’dan Dölleyici Sözün Kudretine, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın, sayfa 59). Özel mülkiyetin erkeğin tekeline geçmesi, ataerkil ve babasoylu sistemlerin ortaya çıkışı ile kadınların bedeninin ve cinselliğinin baskı altına alındığına tanık oluyoruz.

Reglin bir utanç kaynağı olarak görülmesinin, kadınların bedenlerinin ve cinselliğinin denetim altına alınması ile doğrudan ilişkisi var. Özel mülkiyetin miras yolu ile devrinin sürdürülmesi için kadın bedeninin ve doğurganlığının baskı altına alınması önemliydi. Örneğin örtünme, bekâret tabusu, regl tabusu, modern dünyada kürtaj yasağı, doğurmaya teşvik, doğurmaya sayı, cinsiyet ve yöntem bakımından müdahale gibi farklı biçimlerde bu denetim mekanizması karşımıza çıkabiliyor.  Kapitalizmde de doğurganlıkları ve yeniden üretimdeki rolü nedeniyle kadın bedeni baskı altında. Kadınlar yeni nesillerin ve emeğin yeniden üretiminde yer aldıkları için de özellikle üreme kapasiteleri ile ilişkili olarak kapitalizmde baskı altındadırlar. Kürtaj yasağı, kadınların doğurup doğuramayacağı, kaç çocuk doğuracağı, hangi yöntemle doğuracağı ile ilgili konular bizzat devlet tarafından kontrol altında tutulmak için yasalar ve uygulamalar yapılır. Kadın bedeni aynı zamanda kadınlık ve güzellik kriterleri ile de denetim altına alınır. Tarihsel olarak sürüp giden ataerkil kodlar, eski erkek egemen sistemlerden devrolan ataerkil ideolojik örüntüler kapitalizm tarafından kadın bedenini kontrol altında tutmanın bir aracı olarak yeniden üretilirler.

Menstrüasyon döngüsü (adet döngüsü) üreme ile ilişkili bir fizyolojik süreçtir ve üreme haklarının da önemli bir parçası sayılmalıdır. Menstrüasyona üreme hakları kapsamında yaklaşılmalı, kanama sırasında kullanılan pedler ücretsiz olmalı, regl iznin gündeme alınması ve regl öncesi yaşanan premenstrüal süreçlerin kadınların hayatında olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için çalışmalar yapılmalıdır. Adet kanamasına yüklenen her türlü olumsuz kültürel kodlar, inanış ve mitlere karşı mücadele verilmeli. Yaşamdan soyutlanmadan, sağlıklı olma hali korunarak, ayrımcılığa uğramadan ve doğal ihtiyaçları ücretsiz karşılanan regl dönemleri yaşamaya hakkımız var. Bu bizim en temel üreme haklarımızdan biri. Üreme hakları ve üreme sağlığı insanlık hakkının bir parçasıdır ve kişinin tam insan olma potansiyelinin keyfini çıkarma, mental, duygusal, fiziksel iyi olma haline ulaşmak için ve kadınların güçlendirilmesi için şarttır. Diğer taraftan üreme yeteneğinin kutsallaştırılması, yüceltilmesi de yine kontrol altına alma ve bir ayrımcılık haline dönüşebiliyor. Bu sefer nasıl doğuracağından nasıl bir anne olacağına dair dayatmalar karşımıza çıkıyor. Doğurganlığı yüceltmek, tüm kadınlık hallerini, örneğin doğurma yeteneği olmama, doğurmayı reddetme ya da trans kadınlık hallerini hedef alan ve ayrımcılığa maruz bırakan bir araca dönüşür. Bu nedenle üreme hakları çok daha kapsamlı, sadece doğurganlığı değil doğurgan olmamayı seçmeyi ya da doğurgan olmamayı da kapsayan bir bakış açısıyla tüm kadınları güçlendiren bir yaklaşım olarak ele alınmalıdır.

Üreme haklarının kâğıt üzerinde kalmaması için kadın bedeni üzerindeki her türlü denetimin kalkması ve kadın bedeninin özgürleşmesi gerekiyor. Bu özgürleşmenin elbette ataerkil düzeni kökten sarsmadan gerçekleşemeyeceğini biliyoruz. Fakat şuradan başlayalım, kadınlar olarak kendi bedenlerimize yabancılaşıyoruz, toplumsal baskı, aile yetiştirmesi, bize yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitsizlikle deneyimlediğimiz kadınlık, yani toplumsal cinsiyet eşitsizliği bizi bedenimize yabancılaştırıyor. Çoğumuz ilk adet kanamamızı olumsuz bir deneyim olarak hatırlıyoruz. Yine çoğumuz kanama döngümüzü olumsuzluyoruz. Erkeklikle ilişkilendirilen her şey gözümüze sokulurken, en doğal süreçlerimizi utanılacak bir olay gibi yaşayabiliyoruz. Bedenimize içkin fizyolojik, biyolojik, duygusal ve zihinsel her türlü olayı yadsıyoruz. Deneyimlerimizi sıklıkla korku ve utançla anıyoruz. Reglin de yadsınması, bedenlerimizin baskı ve kontrol altında bize yabancılaştırılmasının bir parçası. Buna karşın utanma, korku ve yadsımaya karşı adet kanamalarımızı şefkatle içselleştirmeye ihtiyacımız var. Etrafımızda regli utanılacak bir şeymiş gibi dayatanlardan başlayalım. Kutlarız ya da kutlamayız bu bize kalmış ama asla utanmayarak bizden sonraki genç kızların utanmayacağı saklamayacağı bir ortam yaratmalıyız. Ceyda Düvenci’nin de doğal bir süreç olan kızının regl oluşunu sevinçle karşılamasından daha doğal ne olabilir o zaman, kınayanlara da çok iyi bir cevap veriyor: Utanmayın, onurlandırın…

Meltem Kolgazi