Sudan etnik çeşitliliği olan, yoksul, köylü, dağınık nüfuslu, tarım yoğunluklu bir ülke. 41 milyondan fazla nüfusu olan ülkede yaklaşık 4 milyon insan savaş sebebiyle geçtiğimiz on yıllarda yerinden edildi. Bebek ölümleri %67 ile çok yüksek bir orana sahip. Nüfusu çoğunlukla Araplardan oluşmakta.

Kısaca tarihine değinelim: Sudan, 20. yy.’ın ikinci yarısında tarihi darbeler ve iç savaşlarla dolu. İlki 1955-1972, ikincisi 1983-2005 yılları arasında gerçekleşen savaşlar geride milyonlarca ölü, mülteci ve bölünmüş bir ülkeye dönüştürdü Sudan’ı. Devrik diktatör, Ömer El Beşir ikinci iç savaş sürecinin önemli figürlerinden biri oldu. 1989’da Devlet Başkanı Sadık El Mahdi bir darbeyle devrilirken El Beşir darbeyi gerçekleştiren Devrimci Hareket Konseyi’nin başkanı seçildi. Darbe öncesinde iç savaşın bitmesi yönünde güneyde isyanı yöneten John Garang önderliğindeki Sudan Halk Özgürlük Hareketi ile merkezi iktidar anlaşmaya yakındı. Fakat darbeyle birlikte her türlü muhalefet üzerinde baskı arttırıldı, 1983 yılında Müslüman olmayan dini kimliklerin bütün tepkilerine rağmen ilan edilen şeriat hukuku güçlendirilerek uygulamaya devam edildi. 1993 yılında ise konsey kendisini feshederken Ömer El Beşir başkanlığında “sivil” yönetime geçildi. Elbette bu hem muhalifler hem de Hristiyan ve laik Sudanlılar için askeri yönetimi aratmayan bir sivil yönetimdi. O günden bu yana Ömer El Beşir’in kirli sicili dünya çapında biliniyor. 1991-2001 yılları arasında darbecilerin ve Ömer El Beşir’in komutasındaki silahlı gruplar ve Cancavit milisleri yüz binlerce güneyli Sudanlıyı kaçırarak köle olarak kullandı, bir o kadarını da katletti. Ancak en bilinen olay 2003 yılında başlayan çatışmalarla birlikte yaşanan ve yüz binlerce insanın katledilmesine, milyonlarcasının da göçüne neden olan Darfur soykırımı. Afrikalı siyah kabilelerle Müslüman Araplar arası etnik gerilimler, dini uyuşmazlıklar, Çad gibi bölgesel güç olmaya çalışan ülkelerin Darfur üzerindeki hâkimiyet çabaları ve emperyalist ülkelerin Sudan’daki doğal kaynaklar üzerinde çıkarları 2000’li yılların en büyük insanlık trajedilerinden birine yol açmıştı.

Sudan’da Kadın Mücadelesi

Kadınlar Sudan’da geleneksel rollerin yeniden üreticisi olarak görülüyor. Kamusal alanlar, ekonomi alanları erkek alanları olarak görülmekte, ev içi kadınlarla eşleşmekte ve erkekler ev ve kamusal alan arasında köprü görevi görmektedir. Elbette on yıllar süren baskı rejimleri, şeriat yönetimleri kadınların kazanılmış haklarını da elinden alırken kadın sünneti, zar gibi gelenekleri yeniden üretiyor. Ancak kadın hareketi de her dönemde yer yer çok kısıtlı da olsa Sudan tarihinde kendine yer bulmuş durumda.

1940’larda Kadın Özgürleşmesi Fikrinin Ortaya Çıkışı

Sömürge yönetiminden kurtulup bağımsızlık ilanından sonra kadınların vatandaşlık hakları tartışması o dönem yeni yeni ortaya çıkan kadın örgütlerinin en büyük gündemi hâline geldi. Sömürgeciliğin sonunda, modern Sudan devletinin inşası dünya genelinde kadın özgürleşmesi hareketinin yükselişine paraleldir. Komünist Parti’yle ilişkili olan Genç Kadınlar Birliği 1947’de, kadınlara zarar veren geleneksel alışkanlıklara karşı mücadele hedefiyle yola çıkmıştı. 1950’lerde ise Genç Kadınlar Birliği’nin içinden “Kadın Sendikası” çıkmıştı. Motivasyonunu ulusal hareketten alan kadın sendikası sömürgeciliğe karşı siyasi olarak aktifti ve ciddi bir mücadele veriyordu. Kadınların hayatını kolaylaştırmak için eğitim almalarını ve okur yazarlığı teşvik ediyorlardı. Müslüman Kardeşler dâhil olmak üzere çeşitli örgütlerden ve siyasi ideolojilerden kadınlar sendikaya girmişti. Ancak kadınların siyasi haklar elde etmesi talebi sendikanın gündemi olunca İslamcı kadınlar sendikadan çekilip kendi birliklerini kurdular. Sendikanın kuruluşundan sonra 1953’te kadınlar oy hakkını kazandılar. Ancak ilk başta sadece lise mezunu kadınlar için geçerli oldu. Lise mezunu kadınların sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdı, kadınların siyasi partiler içindeki tek rolü diğer kadınların oylarını alabilmekten ibaretti. Askeri rejimi deviren ve sivil grupların da içinde bulunduğu geçici hükümetin1964’teki Sudan devriminden sonra (Ekim Devrimi) kurulmasının ardından her şey değişti. “Ekim Devrimi” ile sokağa çıkan kadınlar gelenekçi kabuklarını kırdılar. Komünist Partiye katıldılar. Onlara Ekimciler deniyordu. Kadın sendikası ilk kadın dergisini çıkarttı. 1971’de, komünistler tarafından girişilen başarısız darbenin ardından Komünist Parti kendini fes etmeye zorlandı. Ancak o zamana kadar en büyük, en güçlü, en örgütlü ve Orta Doğu’daki en umut vadeden komünist parti olarak görülüyordu. Aynı şekilde kadın örgütü olan Genç Kadınlar Birliği ve Kadın Sendikası da öyle.

1970’ten Günümüze

1969-85 arası totaliter rejimlerden, 1989’tan bugüne feminist hareketin alanı gitgide daraldı. Merkez Komitesinde kadınların olduğu ve kadın üye alan ilk parti olan Komünist Parti bile kadın hakları meselesinde sınıfta kaldı. Hatta öyle ki Kadın Sendikasının daha önce kazandığı haklar da gitti. Erkeklerin eşlerine ev hapsi cezası vermesi geri geldi. Kadın sünneti uygulaması devam etti.

Günümüze geldiğimizde ise, 2018’te başlayan isyanlarda kadınlar ön plandaydı. Yıllarca askeri rejimde ve diktatörlükte ezilen ve az olan kazanılmış hakları da ellerinden alınan Sudanlı kadınlar devrime öncülük ediyordu. Askeri yönetimin yol açtığı bozulma, dünyanın Sudan’ı kadınların rahatça yaşayamayacağı hatta hayatta kalmalarının bile bir lüks olarak görülebileceği bir ülke olarak görmesine neden oldu. 1980’lerin sonlarından önce Sudan’a bakıldığında kadınların, haklarından yararlandıklarını ve erkeklerle kadınlar arasında şimdi olduğundan çok daha az bir fark olduğu görülebilir. Sudan halkı bunun farkında ve bu nedenle, eski hükümetin kurumsallaşmış baskısına karşı mücadele eden kadınları ilk günden bu yana devrimin öncüsü olarak görmek şaşırtıcı olmadı. Cinsiyeti ne olursa olsun, uzun süre susturulanların özgürlük çığlığı kaçınılmaz olarak daha gür çıkar.

Sudan ülkenin 2011 yılında bölünmesinin ardından bugünlerde büyük bir ekonomik krizin içerisinde. Afrika’nın coğrafi olarak en büyük ülkesi 1993 yılından bu yana Ömer El Beşir tarafından diktatörlükle yönetiliyor. 2018’de başlayan eylemlerin ardından Beşir düşene kadar muhalefet üzerindeki baskı daha da sıkılaştırıldı. 2018-2019 yılları arasındaki isyanlar esnasında, bu tarz isyanların yaşandığı diktatörlükle yönetilen hemen her ülkede olduğu gibi Beşir yönetimi de eylemlerden sabotajcıları sorumlu tutuyor. Yakılan parti binalarının sorumluluğu ise Darfur’daki silahlı isyancılara atıldı. Muhalif bir koalisyondan 14 lideri gözaltına aldı, ülkedeki tüm okul ve üniversiteleri kapattı. Aynı gün hükümet bir “sabotaj hücresi” olarak adlandırdığı insanları da gözaltına aldı. Ülkedeki iki özel gazete El Tayyar ve El Ceride’nin yayımlanmasını durdurduğu da bölgeden gelen haberler arasındaydı. Hükümet ayrıca protestoların örgütlenmesini engellemek için sosyal medyaya erişimi yasakladı. Muhalefet ise Beşir’e daha fazla kan dökülmemesi ve iktidarı barışçı yollardan terk etmesi çağrısında bulundu.

Ömer El Beşir’in 2019 Nisan’ında devrilmesinin ardından başlayan görüşmelerde kadınlar merkezi roller oynayamadılar fakat deneyimlerinden öğrendiler ve haklarını talep etmeye devam ettiler. Kadınların güçlendirilmesi ve bazı haklarının kabul edilmesi olumlu bir değişiklik. Sudan’daki kadınlar devrimin başarısının yolunu açan çok önemli bir güçtü. Hükümetin, kadın haklarını ilerletmesi göz önüne alındığında, Sudan’ın geçici anayasası, kadınların geçici yasama konseyinin en az % 40’ını temsil etmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, anayasa değişiklikleri geleneğin bir parçası olan kadın sünnetinin suç sayıldığını ilân etti. Kamu hukuku kanunları, kadınların yaşam tarzı ve özgürlüğünü hiçe saymaya devam ediyordu. Kadınların babasının yazılı izni olmadan çocuklarıyla seyahat etmesini engelleyen yasalar da kaldırıldı. Demokratik yönetime doğru ilerlerken ülkedeki kadınların durumu ve hakları oldukça ümit verici görünüyor. Bir diğer önemli sonuç dinî özgürlük yasaları. Bu yeni yasalar, özellikle Sudan’daki laik devlet işleyişinden önce yürürlükte olan şeriat kanunlarını geçersiz kıldı. Devrim devam ediyor ve 30 yıllık hasardan sonra emekçiler ve kadınlar Sudan’ını inşa etme yolculuğunun başlangıcındalar. Yeni Sudan’da kadınların görünürlüğü, eşitliği ve siyasal hakları için cinsiyetçiliğe karşı mücadele etmeye devam ediyorlar. Kadınlar gelecekleri için mücadele ediyorlar.

Tilbe Akan @tilbe_akan

tilbe_akan@hotmail.com

Kaynakça

https://www.cmi.no/publications/7267-patriarchy-politics-and-womens-activism-in-post-revolution-sudan

https://www.womeninislamjournal.com/articles/2019/6/26/feminism-and-politics-in-sudan

https://www.jstor.org/stable/10.2979/jmiddeastwomstud.10.1.128

https://www.jstor.org/stable/40326848

https://www.jstor.org/stable/26934342?seq=1

https://www.jstor.org/stable/4030543?seq=1

https://www.jstor.org/stable/10.1086/657494?seq=1