1.Bize biraz kendinizden ve Polonya’daki kadın mücadelesiyle olan ilişkinizden bahsedebilir misiniz?

Elżbieta Korolczuk (E.K): Ben bir sosyoloji profesörüyüm ve araştırmalarımda ilgi duyduğum alanlar cinsiyet, toplumsal hareketler ve sivil toplumu içeriyor, bu yüzden çok sayıda metin yayınladım. Mesela kadın hareketi ve bunun neoliberalizm ile ilişkisi, yeni vatandaşlık biçimleri, Polonya’da ve yurt dışında yeniden üretimin siyasallaştırılması ve toplumsal cinsiyet karşıtı seferberlik konularıyla ilgili. Aynı zamanda bir yorumcu, kadın ve insan hakları aktivistiyim. On yıldan fazla bir süredir “8 Mart Kadın İttifakı” isimli Varşova kökenli resmi olmayan bir feminist grubun üyesiydim. Her yıl 8 Mart’ta feminist eylemler düzenlerdik. Şu anda, Polonya çocuk nafakası sistemindeki değişiklikler için mücadele eden “Çocuklarımız İçin Derneği”nin faaliyetlerinde yer alıyorum, “Akcja Demokracja Vakfı”nın yönetim kurulu üyesi ve Varşova Kadın Konseyinin bir üyesi olarak görev yapıyorum.

Zuzanna Karcz (Z. K): Adım Zuzanna Karcz. Lise öğrencisi ve insan hakları aktivistiyim. Anayasa Mahkemesi’nin kararına katılmadığım ve yine kadınlara yasal kürtaj prosedürüne girme izni veren özel bir öncül olmaması gerektiğine inandığım için sloganım “Taviz yok”. Kürtaj yasalarının serbestleştirilmesi için mücadele ediyorum. Sağlık durumumdan dolayı protestolara katılamadığım zaman tutuklanma durumunda hukuki yardım hakkında bilgi aktarımı yaparak diğer genç aktivistleri sokağa çıkmaya teşvik ettim.

2.Polonya hükümetinin kadınlar konusunda tutumunu nasıl tanımlarsınız?

E.K: Polonya hükümeti 2015’te iktidara geldiğinden beri kadın düşmanı, homofobik ve yabancı düşmanı politikalara yatırım yapıyor. Bu yüzden bu alışılmadık bir şey değil. Değişen şey insanların tutumları oldu. Polonyalıların %60’ından fazlası Anayasa Mahkemesi kararına karşı ve neredeyse %50’si mevcut yasanın daha özgürlükçü olmasını istiyor.

Z. K: Polonya hükümeti, ailenin bekası için savaştığını iddia ederken aynı zamanda kadın grevini destekleyen muhaliflere karşı saldırgan ifadelerde bulunuyor. Hukuk ve adalet sistemi genelde aşırı sağı destekleyen taraftarlar kazanmaya çalışıyor. İnsan haklarını umursamıyorlar.

3.Yeni kürtaj yasasının çıkmasıyla kadınlar ne tür haklar kaybediyor?

E.K: Bu yasanın geçmesi durumunda fetüste ciddi ve geri dönüşü olmayan bir sorun teşhisi konan hamile kadınlar kürtaj yapamazlar. Ancak bu, tüm kadınların etkileneceği anlamına gelir. Muhtemelen doğum öncesi tanılara erişimde sorunlar yaşayacaklar ve sorunların ortaya çıkması durumunda doktorların onlara uygun bilgi ve bakımı vermeyeceğinden korkacaklar.

Z. K: Kürtaj karşıtı karar yayınlanıncaya kadar kadınların, kürtaj henüz yasalken, sıradan sağlık hizmetlerinden yararlanabilecekleri üç durum vardı. Sonucu gebelik olan bir suçun (tecavüz veya ensest) işlenmiş olması, hamileliğin kadının yaşamını tehdit etmesi ve tabi ki fetüs mutasyonu. Sonuncusunun anayasaya aykırı olduğu iddia edildi.

4.Hükümetin kürtaja yönelik saldırısının sebebi nedir?

E.K:  İktidardaki sağcı popülist rejim, toplumsal kutuplaşmayı ve çatışmaları derinleştirmek istiyor. Ayrıca kilise ve aşırı muhafazakâr örgütlerin baskısı altında çalışıyorlar. Son olarak Ordo Luris gibi aşırı muhafazakâr kuruluşların bazı temsilcileri halihazırda hükümet içinde ve/veya hükümet için çalışıyorlar.

Z.K: Bazı insanlar bunların Covid-19 döneminde yapılmasını hükümetin yanlış uygulamaları ve yolsuzluklarını ört pas etmek için yaptığını düşünüyor. Şahsen bu değişikliğin aşırı sağa, özellikle de Polonyalı kürtaj karşıtı Aktivist Kaja Godek ve yandaşlarına destek göstermek için yapıldığına inanıyorum. Çünkü kendisi Konfederacja’da (Polonyalı milliyetçilerin de dâhil olduğu aşırı sağ bir koalisyon) büyük bir rol oynadı.

5.En son 2016’da kadın greviyle yasayı durdurdunuz. Şimdi planınız nedir?

E.K:  Küçük şehirlerde ve köylerde hem kitlesel hem de küçük ölçekli protestolar devam ediyor. Bir diğer önemli strateji de çevrim içi aktivizmdir. Örnek olarak siyasetçilere ve yetkililere mektup göndermek, medya ile çalışmak, mevcut durumla ilgili şarkılar, filmler ve metinler üretmek. Polonyalı kadınların grevi, farklı cephelerde çalışmaların devam etmesi için talepler üzerinde daha fazla çalışmak üzere, aktivistleri ve uzmanları bir araya getiren “Koordinasyon Konseyi”ni kurdu.

Z. K: Danışma Konseyi, şu anda protesto eden grupların tüm taleplerini toplamak için oluşturuldu. Çoğu destekçinin basit bir şekilde ana planı, yapması çok zor da olsa, hükümeti devirmek. Kaczyński’nin partisi siyasetindeki kitlesel hoşnutsuzluğun yükselişini umursamadığı için, parti içinde kürtaj yasası konusunda bir bölünme varmış gibi Parlamento oturumlarını ertelediklerini görebiliriz.

6.Pandemi kadınların hayatlarını nasıl etkiledi? Kadına şiddette herhangi bir artış var mı?

E.K:  Pandeminin uzun vadeli etkileri; restoran, otel vb. yerlerde çalışıp işini kaybeden birçok kadın için zarar verici olacaktır. Üstüne üstlük kadınlara duygusal ve fiziksel yük de yüklendi. Zaten pandeminin kadınlara ve çocuklara ve muhtemelen yaşlılara yönelik şiddet vakalarında artışa neden olduğunu görüyoruz. Kadın hakları merkezi Centrum Praw Kobiet’in bir temsilcisi olan Gazeta Wyborcza’ya konuşan Joanna Gzyra-Iskandar, salgının başlangıcından bu yana vakıf çalışanlarının normalden %50 daha fazla şiddet raporu aldığını ifade etti. Benzer bir görüşe sahip olan, Sağlık Psikolojisi Enstitüsünün (Instytut Psychologii Zdrowia) “Blue Line Telefon Kliniği”nin koordinatörü olan Psikolog Ewa Foks’a göre, normal sayının iki katı çağrı alınıyor ve çoğu da gece veya sabahın erken saatleri. Arayan kişilerin bazılarının destek kuruluşlarıyla bağlantı kuramayabileceğini düşündürüyor.

Z. K: Adalet Bakanlığı, aile içi şiddetle mücadele yasasını geçirmekle övünse de kasım ayında yürürlüğe giren yasa salgının ilk aylarında işe yaramadı. Sivil toplum kuruluşları, örneğin Uluslararası Af Örgütü, Avrupa’nın her yerinde şiddet miktarında bir artış olduğunu iddia ediyor.

7.İstanbul Sözleşmesi Türkiye hükümeti tarafından tartışmaya açık bırakıldı, sizin ülkenizde de aynı şey oldu. İstanbul Sözleşmesi konusunda neler oluyor?

E.K:  Polonya 2015’te İstanbul Sözleşmesi’nin geçerliliğini kabul etti, ancak 2020’de Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro, sözleşmeden çekilme süreci başlatmak amacıyla bir talepte bulundu. Aynı yıl, Başbakan Mateusz Morawiecki ülkenin, bölgedeki diğer ülkelerle iş birliği yaparak bunun yerine “ailenin haklarını” koruyan alternatif bir anlaşma formüle etmeye başladığını duyurdu. 2020 sonbaharında Polonya ve 31 diğer ülke (örneğin Belarus, Brezilya, Macaristan, Mısır, Suudi Arabistan, ABD dahil) Kadın Sağlığının Teşviki ve Ailenin Güçlendirilmesine ilişkin Cenevre Mutabakat Bildirgesi adlı bir belgeyi imzalamıştı. Beyanname kadın ve erkek arasında fırsat eşitliğini desteklemesine rağmen, kürtaja karşı ve LGBTİ+ bireylerinin haklarına açıkça aykırıdır.

Z. K: İktidar koalisyonunun siyaseti, İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddet sorununu ve bunun sonucunda da cinsiyet eşitsizliğini küçümseyen bir “cinsiyet saçmalığı”, “neomarksizm” vb. olduğunu iddia ediyor. Aşırı sağ hukuk enstitüsü Ordo Iuris, köktencilerin bakış açısına aykırı olan geleneksel cinsiyet rollerini alt üst etmek için araç olan yanlış bir uzlaşım anlatımını zorluyor.

 

8.25 Kasım ile ilgili planlarınız var mı? Varsa planınız nedir?

E.K:  Polonya hükümeti 7 Kasım’dan bu yana tam bir sokağa çıkma yasağı uygulama planını açıkladı. Bu yüzden plan yapmak zor. Ancak Polonyalı kadınlar, yasak uygulansa bile endişelerini ve şikayetlerini dile getirmenin yollarını kesinlikle bulacaktır.

Z. K: Muhtemelen pandemi durumu nedeniyle çevrim içi olarak kadınlara yönelik şiddet sorunuyla ilgili bilgilendirme kampanyaları olacaktır. Ben şahsen her yıl bir kampanya yürüten Sylwia Spurek (Yeşiller-EFA)’in “kadına yönelik şiddete karşı 16 gün” eylemlerini ve Polonya MEP ve PHD’nin eylemlerini takip edeceğim.

Röportaj: Tilbe AKAN