neoliberalizm ortağı AKPNEOLİBERALİZMİN KADINLARA KARŞI EN İYİ  ORTAĞI: AKP

Bugünün dünyasını, yaşadığımız çağın ayırt edici yönlerini tanımlamak için son dönemlerde neoliberalizmin toplumda yarattığı değişimler üzerine bolca yazılıp çizildi. Peki, yüzde 1’in zenginliği için kurban edilen yüzde 99 içerisinde kadınların yaşam koşulları ne durumda? Kriz dönemlerinin en gözle görünür mağdurlarından biri olan kadınlar salgın günlerinde nelerle karşı karşıya?

Neoliberal birikim biçimi ile kapitalizm bugün emekçilere saldırısını vahşileştirirken ve emek dünyası giderek daha güvencesiz bir hâl alırken tüm bu saldırılar kadınları daha fazla açıdan etkiliyor. Hatta kadınlar belki de kriz dönemlerinin ilk kurbanlarından biri oluyor.  “Verimsiz”  görülen kadınların ucuz ve geçici iş gücü kaynağı olarak kullanılıp yine “verimsiz” oldukları sebebiyle işten de kolayca çıkarıldığını ya da düşük ücret dayatmasıyla karşılaştıklarını görebiliyoruz. Yani neoliberalizmin kadınları bir yönüyle iş gücüne çekerken bir yönüyle de çalışma yaşamındaki konumlarını zayıflaştırdığını söyleyebiliriz. Bu zayıflaşmayı sadece bu noktada değil, kadınların yönlendirildiği çalışma biçimlerinde de görebiliyoruz. Toplumsal cinsiyet rollerinin kadınlara biçtiği görevler ile paralel olarak kadınlar genellikle ev içinde çalışmaya, iş yerinde esnek çalışmaya, belirli süreli veya çağrı usulüne dayalı çalışmaya yönlendiriliyor. Bu sayede kadınlar ev işleri, çocuk/yaşlı bakımı gibi “sorumlulukları” da aksatmayarak ve ev içindeki karşılıksız yeniden üretim işlerine devam ederek neoliberalizm için daha verimli hale getirilebiliyor. Tüm bunların yalnızca tek taraflı bir dayatma olmadığını, bahsettiğimiz koşulların kadınlar için çoğu zaman zorunlu bir “tercih” haline geldiğini de eklemek gerekir. Ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımı omuzlarına yüklenen kadınlar, bu konularda kamusal hizmetlerin sağlanmadığı koşullarda güvencesiz, esnek çalışmak veya çalışmamak zorunda kalabiliyor. Bu da aslında kamu harcamalarının daraltılmasına sebep olan neoliberalizmin kadınlar üzerindeki bir başka yansıması. Anlayacağımız üzere kadınlar, çalışma yaşamında da iş gücünün dışına sürüldüğünde de krizlerden ağır bir şekilde etkileniyor.

Konuya Türkiye özelinde yaklaştığımızda, neoliberal politikaların yanında AKP’nin dinselleşme çerçevesinde yeni bir toplumsal düzen inşa etme hedefleriyle de karşılaşıyoruz. Yani, piyasacılığın ve gericiliğin el ele verdiği Türkiye’de iktidarın kadınlara saldırıları elbette daha ağır ve çok yönlü oluyor. Örneğin Türkiye’de kadın istihdamının durumunu açıklamakta yukarıda saydığımız güvencesiz çalışma koşulları yeterli olmuyor. Diğer ülkelere kıyasla Türkiye’de kadın istihdamının daha düşük olması bunu kanıtlar nitelikte. Aile değerlerini, anneliği kutsayan, geleneksel rolleri pekiştiren ve bunları toplumun kılcallarına varana dek yaymaya çalışan iktidar, bulduğu her fırsatı da bu emellerini gerçekleştirmeye yönelik somut adımlar atarak değerlendirmeye çalışıyor. Türkiye’de neoliberalizm ile son derece uyumlu bu politikalar kadınları hayatlarının her alanında tehdit altında bırakıyor. Salgın günlerini de aynı refleksle kadınlara karşı kullanarak kendisi için bir fırsata çevirmek isteyen AKP, yine birçok “saldırıyı” gündeme getirdi. Yani devlet, pozitif yükümlülüklerini hatırlayıp ek önlemler almak yerine gerici ve piyasacı saldırılarla kadın düşmanı adımlar atmaya devam ediyor. Peki, son günlerde gündemimize düşen bu hamleler neler?

HSK’nın 6284 ile İlgili Kararı

30 Mart’ta Hâkimler ve Savcılar Kurulu bazı ilave tedbir kararları almıştı. Bu kararlar arasında yer alan bir madde de şöyle: “6284 Sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının yükümlülerin koronavirüs kapsamında sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerektiği…”. Bu madde, 6284 kapsamında alınacak uzaklaştırma kararı verilirken şiddet uygulayanın sağlığının gözetilmesi fakat şiddet mağduru kadınların yaşamının tehdit altında bırakılması anlamına gelmektedir. HSK’nın bu kararı dolayısıyla kolluk ve mahkeme tedbir kararı almayacak veya alınan tedbir kararını ihlal edenlere bir yaptırım uygulamayacaktır.

Karantina sürecinde hem Türkiye’de hem diğer ülkelerde kadına karşı şiddetin arttığını istatistiki veriler yardımıyla görebiliyoruz. Devlet, kendinden önce karantinaya geçen ülkelerin ev içi şiddet istatistiklerine bakarak çeşitli önlemler almak, pozitif yükümlülüğünü hatırlamak yerine kadınları bu uygulamayla daha da mağdur ediyor.

İnfaz Yasası’nda Değişiklik

AKP ve MHP’nin kendi emellerine hizmet etmesi saikiyle hazırladığı, tutuklulara dair bir düzenleme içermeyen ve siyasi suçluları kapsam dışı bırakan, eşitlik ilkesine tamamen aykırı bu yeni İnfaz Yasası, kadınlar için çok ciddi tehlikeler yaratacak düzenlemeler içeriyor.

Yasada, birçok suçta infaz indirimine giden kalıcı ve salgın sebebiyle getirildiği iddia edilen geçici düzenlemeler bulunuyor. İnfaz indirimine dair kalıcı düzenlemeler hakkında kadına yönelik şiddetin istisna olduğu iddia edilse de bu aslında koca bir aldatmaca. Türk Ceza Kanununda kadına yönelik şiddet gibi bir suç kategorisi bulunmuyor. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar bir istisna olarak kabul edilse de yaralama, tehdit, şantaj gibi kadına yönelik şiddetin somutlaştığı suçlar infaz indirimi kapsamında sayılıyor. Daha kötüsü, yapılan geçici düzenlemelerden cinsel dokunulmazlığa karşı suçların, kadın cinayetlerinin failleri de yararlanabilecek. Bu düzenlemelere göre de açık cezaevinde olan ya da kapalı cezaevinden açık cezaevine geçmeye hak kazananlar (siyasi hükümlüler hariç) 31.05.2020 tarihine kadar izinli sayılıp salıverilecek. Ayrıca izin süresi her defasında ikişer aydan fazla olmamak üzere üç kez keyfi olarak uzatılabilecek. Yani, şiddet uygulayan erkekler bu süreçte kadınların can güvenliğini tehdit ediyor olacak.

İnfaz Yasası tartışmaları esnasında gündeme çocuk istismarcılarının evlilik ile cezasız bırakılmasını sağlayacak bir teklif hazırlığı da geldi. AKP’nin 2016’dan beri yasalaştırmaya çalıştığı fakat ciddi kamuoyu tepkisiyle karşılaştığı bu düzenleme yine tepkiler sayesinde Meclis’e sunulamadı. Fakat Erdoğan’ın bu süreçte sarf ettiği “Ceza Kanunumuzdaki suç ve yaptırım dengesini tümüyle yeniden ele alacak kapsamlı bir çalışmaya şimdiden başladık.” sözleri de bu konunun önümüzdeki günlerde yeniden karşımıza çıkma tehlikesinin bulunduğunu gösteriyor.

            Kadınlar Evde Hem Şiddetle Hem Yoksullukla Mücadele Ediyor!

Korona salgını üzerine birçok emekçi ya işten çıkarıldı ya ücretsiz izne zorlandı ya da yeterince önlem alınmayan iş yerlerinde çalışmaya devam etmek zorunda kaldı. Bu süreçte evde kalan kadınlar hem ev içi şiddetle hem de ekonomik bir güvence sağlanmaması sebebiyle yoksullukla başa çıkmak zorunda kalıyor. Ev içindeki yükler de kadınlara yıkılırken ekonomik güvencesizlik bu zorluğu kadınlar için daha katmerli hâle getiriyor. Buna yönelik olarak ücretli izin talep edilirken Meclis’te ücretsiz izni yasal hâle getiren yeni bir torba kanun kabul edildi. “İşten çıkarmaları yasaklıyoruz.” manşetleriyle duyurulan bu yasa söylenenin aksine “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller vb.” kapsamında işten çıkarılmaları istisna tutuyor. Zaten işçilerin işten çıkarılması için sık sık bahane olan bu hüküm yine işten çıkarma gerekçesi olarak kullanılmaya devam edilebilecek. Bunun dışında, bahsedilen 3 aylık geçici süre içerisinde işçiyi onun onayını almadan ücretsiz izne çıkarmayı da yasal hâle getiriyor. Normalde ücretsiz izin işçinin onayına tabiyken artık bu onay aranmıyor. Daha kötüsü, ücretsiz izne ayrılan işçinin de geçerli nedenle fesih hakkı elinden alınıyor.

            Mücadelemiz Kapitalizmi Yıkana ve Eşitliği Sağlayana Dek Devam Edecek!

Neoliberalizme biat eden AKP,  yaşamlarımızı hiçe sayarak salgın günlerinde halk yararına tedbirler almak yerine bugünleri baskıyı artırarak ve yeni kârlar peşinde koşarak değerlendiriyor. Bugünler, kadınların haklarını gasp etmek, yaşamlarını daha fazla baskılamak için de fırsat olarak görülüyor elbette. İktidarın, kapitalist sistemi ayakta tutma ve arzuladığı toplumsal düzeni şekillendirme hedefleri el ele vermiş bir şekilde kadınların yaşamlarını etkilemeye devam ediyor. Yukarıda bahsettiğimiz adımlar da bu bütünlüklü saldırının parçalarını oluşturuyor.

Neoliberalizm, Türkiye’de AKP eliyle kadınlara saldırırken dünyanın diğer ülkelerinde de kadınları ezmeye, eşitsizliği körüklemeye devam ediyor. Tüm dünyada kadınlar bu baskılara direniyor ve eşitsizliği yaratan koşullarla mücadele ediyor. Bilinmelidir ki bu mücadele kapitalizmi yıkana, eşitliği sağlayıncaya dek devam edecek ve dünyanın yarısı olan kadınların gücü gericileri ve sermayedarları yenecek…