Bu yıl da 8 Mart hem Kadıköy’de yapılan Kadın Buluşması (Gündüz Mitingi) hem de Taksim’de yapılan Feminist Gece Yürüyüşü ile tüm Türkiye’de örgütlenen çeşitli buluşmalarla, miting ve eylemlerle görkemini sergiledi. Toplumun en dirençli ve en sağlam zemininde mücadele eden kadınların haklarını ellerinden almak isteyenlere bir kez daha gücümüzü, inancımızı ve saldırılar karşısındaki direncimizi göstermiş olduk.

Bunu nasıl yaptık peki?

Kadın hareketinin birbirine dirsek atmasından çok aldığı dayanışma gücünden, birlikteliğinden gördük. Lakin bu demek değildir ki farklarımız yok! Elbette ki vardır ve var olmaya da devam edecektir. Mühim olan bu tartışmaların kimin yararına olacağı ve kimin için nasıl sonuçlanacağı olmalıdır diye düşünüyoruz.

Herkesten, her şeyden izole edilerek İstanbul – Bakırköy’de yaptırmak istedikleri mitingi bu yıl Kadıköy’de gerçekleştirmiş olduk. İstanbul dışında ise Ankara, İzmir, Eskişehir, Çorlu, Mersin, Antep ve Antalya’da 8 Mart mitinglerine ve gece yürüşlerine katıldık. “Krize, Şiddete, Savaşa Karşı Direnerek Güçleniyoruz” diyen Antalya Meclisimizin pankartındaki “savaşa” kelimesi polis tarafından kesilerek alana alınması ise savaşa karşı olan biz kadınların karşısında savaş yanlılarının göstergesi olduğunu belirtmeden geçmeyelim. İstanbul’da bir miting kürsümüz olmadı belki ama kadınlar rıhtımı renkleriyle, talepleriyle, sözleriyle doldurdu, görünür oldu. Bizler de İlerici Kadınlar Meclisi olarak “Söz Sırası Bizde! Krize, Şiddete Karşı Direnerek Güçleniyoruz” diyerek açtığımız pankartımızla Kadıköy Bahariye Caddesi’nden yürüyüşe başladık ve Kadıköy sokaklarında sloganlarla, alkışlarla yürüyerek rıhtımdaki miting yerimizi almış olduk. Akşamında ise Gezi’nin kazandırdıklarıyla, her yıl yoluna artan sayıyla devam eden Feminist Gece Yürüyüşü’ne kadınlar için hayatı önem taşıyan 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’a işaret ettiğimiz “6284!” ve “Direnerek Güçleniyoruz” dövizlerimizle katıldık. Polisin Gezi’den sonra Taksim’i yasaklı bölge ilan etmesi gelenekselleşen Feminist Gece yürüyüşünü durdurmaya yetmemiştir. Taksim işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların, plaza çalışanlarının, annelerin direniş yeridir. Yasaklı 1 Mayıs’larda barikatları yıkarak tekrar kazananların yeridir Taksim. O barikatlar yıkıldığında herkesin koştuğu yerdir. Taksim, Gezi’de daha önce sokaklara çıkmamış olanların da eylem alanı olmuştur. Elbette ki yıllardır yapılan kadın eylemi de yapılmaya devam edilecektir.

Birer kazanıma dönüşen meydanlar da, sokaklar da, haklar da yıllarca oluşturulan iddialı duruşlarla, direnişlerle, ısrarlarla ve çeşitli eylem birlikleriyle olagelmiştir. Bu bazen birbirine benzeyenlerin birlikteliğinden bazen de birbirine benzemezlerin birlikteliğinden güç bulmuştur. Kuşkusuz hiçbir şey kendiliğinden oluşmamıştır; hep itici bir güç olmuştur ve ardından biriktirerek çoğalmıştır. İşte bu toplumsal muhalefetin tüm bileşenlerinin yararına olagelmiştir.

Sosyalizm fikri güncelliğini koruyor: Yaşamak için sosyalizm!

Neoliberalizmin egemen olduğu günümüzde sermaye birikiminin genişletilerek sürdürebilmesi için topluma yönelik saldırılar da artmakta ve meşru görülmektedir. Bu nedenle toplumun olası tepkilerine karşı devlet her daim tetikte durmaktadır; toplum üzerindeki baskısı daha da artmakta, otoriterleşmektedir. Bu baskı aygıtının karşısında ise ezilenlere, sömürülenlere, tahakküm altına alınmak  istenenenlere düşen görev ise örgütlenmektir. Çin’de başlayıp neredeyse dünyanın her yerine yayılan koronovirüs bizleri de tehdit etmeye başladığında devletin aldığı ilk önlem işçiler, emekçiler, halk yerine sermayedarları koruma altına almak olduğunu unutmayalım.

Yaşam standartlarının giderek kötüleştiği, işsizliğin arttığı, yoksulluğun kalıcılaştığı, kitlesel göçlerin yaşandığı, kadına yönelik şiddetin arttığı, ücret ve gelir dağılımındaki makasın daha da açıldığı, çocuk istismasının kurumsallaştığı; LGBTi+ nefretinin yükseldiği, çevre katliamlarının yapıldığı; özetle sömürünün, baskının ve ezilmenin arttığı yaşamımızı, yaşam alanlarımızı tehdit eden bu otoriterleşmeye karşı ihtiyacımız olan sosyalizmdir.

Kadınlar bu mücadelenin neresinde olacaklar?

Kadın mücadelesi topyekün bir mücadeledir. Yukarıda bahsettiğimiz düzenin değişmesi herkesin kurtuluşu için esastır. Ancak bu kadınlar ve lgbti+ bireyler için mücadelenin son bulacağı anlamına gelmemektedir. Bu düzeni yıkacağız! Aynı zamanda; bu düzenin yarattığı toplumsal ilişkiler biçimlerini; toplumsal ilişkiler tarafından belirlenen rolleri, sorumlulukları ve statüleri; cinsiyete dayalı iş bölümünü de yeniden inşa edeceğiz. Sistemi yıkmak bu nedenle tek başına yeterli olmayacak, ona bağlı tüm unsurlara da son vermek gerekecektir. Kapitalizmin toplumsal olarak en fazla otoriterleştiği alanlardan birinde; toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde bu otoriter baskıyı, peşinden de kapitalizmin kendisini yıkmak için mücadele ediyoruz, edeceğiz.

Bu yolda her kurumun, her kadının mücadele yöntemleri başkadır, dayandığı zemin başkadır. Atölyeler, film gösterimleri, söyleşi, panel ve sempozyumlar, sokak eylemleri, kadın işçilerin grevleri vs. asla biri bir diğerinin ne önemini ne de yapılabilirliğini sorgulamalıdır. Feminist olan, olmayan, sosyalist olan olmayan her ırk, her din, her dil ve her sınıftan kadının yaşadığı ortak sorun erkek egemen sistem tarafından sistematik olarak eziliyor olmamızdır. Bizim mücadelede doğru bulduğumuz zemin ise bu mücadelenin örgütlü bir şekilde bir bütün olarak verilmesi; örgüt düşmanlığı yapan aklın karşısında olacağımız gerçeğidir.

Politik bir mücadele hattını örmenin ve bunun için gerekli zeminleri oluşturmanın kadın kurtuluşuna sağlayacağı katkı hayati önemdedir. Bunun öncülüğünü yapacak olanlar ise örgütlü kadınlardır. Hayatın yarısıyız ve haklarımızı alıncaya, tam eşitlik sağlanıncaya kadar da bu mücadeleden geri atmayacağız.