Türkiye’de artık korkunç boyutlara ulaşan cinsel saldırı suçlarına karşı mücadelenin biçimlerine dair tartışmalar süredursun, darbe girişiminin yarattığı kaostan da yararlanılarak Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik” Resmi Gazete’de yayımlandı. Çocuklara ve kadınlara taciz ve tecavüz suçlularına karşı cinsel isteği azaltıcı ilaçlar uygulanarak ‘tedavi’ edilmesini bir seçenek haline getiren yönetmelik yaygın olarak bilinen kimyasal hadımı yasalaştırmış oldu.

Meltem Kolgazi
Türkiye’de artık korkunç boyutlara ulaşan cinsel saldırı suçlarına karşı mücadelenin biçimlerine dair tartışmalar süredursun, darbe girişiminin yarattığı kaostan da yararlanılarak Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik” Resmi Gazete’de yayımlandı. Çocuklara ve kadınlara taciz ve tecavüz suçlularına karşı cinsel isteği azaltıcı ilaçlar uygulanarak ‘tedavi’ edilmesini bir seçenek haline getiren yönetmelik yaygın olarak bilinen kimyasal hadımı yasalaştırmış oldu.

CINSEL SALDIRILARA KARŞI ŞERRI HÜKÜM

Basında müthiş bir çözüm, oldukça caydırıcı bir cezaymış gibi sunulan hadım cezasını ne yazık ki insanların çoğu geri dönüşsüz biyolojik kastrasyon algılıyor. Hâlbuki ceza kapsamında uygulanacak hadım böyle bir şey değil, cinsel isteği azaltıcı ilaçlar verilerek uygulanan kimyasal kastrasyon… Kullanıldığı sürece etkili olan bu tür cinsel isteği azaltıcı ilaçların kesildiği takdirde etkisi tamamen ortadan kalkıyor. Yine de kimyasal hadım da insanın beden bütünlüğüne bir müdahaledir ve insan hakkı ihlalidir. En kötüsü de tacize ve tecavüz gibi başka bir bedenin bütünlüğüne karşı işlenen şiddet suçuna karşı uygulanması kabul edilemez. Hem hukuki olarak hem de sosyolojik olarak cinsel şiddete karşı mücadele; benzer bir şeyi faile yaparak çözülemez. Bu şerri hüküm uygulamak anlamına gelir. Ayrıca bu tür ilaçların da çok ciddi yan etkileri olduğu bildirilmekte ve birçok ülkede seçim şansı olan mahkûmlar ciddi sağlık sorunları yaşadığı için ilaçların kullanımı yerine cezaevini seçmektedir.

KIMYASAL HADIM UYGULAMASI TÜRKIYE’DE GERÇEKÇI MI?

Dünyada ABD, Kanada ve Avrupa’da çeşitli ülkelerde (İngiltere, İsveç gibi…) kimyasal hadım zorunlu ya da isteğe bağlı olarak uygulanabiliyor. Özellikle pedofili hastası olduğu konusunda kesin tanı almış kişiler için uygulama geçerli… Fakat Türkiye’de pedofili hastaları bu tür ülkelerdeki gibi ağır cezalarla yargılanmıyor ve toplumdan soyutlanmıyor. Türkiye ve Türkiye gibi birçok ülkede kimyasal hadım uygulaması cinsel saldırı suçlularına verilmiş bir mükâfat gibi… Çünkü Türkiye, çocuklara tacizden psikolojik olarak etkilenmemiştir diye rapor verilerek tecavüzcülerin aklanmaya çalışıldığı bir ülke… İlaçları kullananlar yine onları aklayanlar tarafından denetlenecek… Kaldı ki bu kişiler şiddeti yaşam biçimi haline getirdiklerinden yüksek ihtimalle denetleyen sağlık personelini de şiddet tehdidi ile kontrolleri altına alacaklardır. Yönetmelikte cinsel saldırı suçlarına karşı cezalar artırılırken, kimyasal hadım uygulananların şartlı salıverilmesi de söz konusu olabilecek. Bütün bunlarla birlikte düşündüğümüzde kimyasal hadımın bir lütuf olduğunu gizlemek için cezaları artırıyormuş gibi yapılıyor hissiyatına kapılıyorsunuz. Üstelik Meclis Boşanma Komisyonundan 15 yaş altı çocuklara karşı işlenen cinsel suçların ceza kapsamından çıkarılması önerisi geldiği bir dönemde, kimyasal hadım cezası verilerek yatmakta olan cinsel saldırı suçlularının çoğunun şartlı salıverileceğini öngörmek zor değil…

CINSEL SALDIRILARA KARŞI MÜCADELE EDECEKSEK ENSAR VAKFI’NDAN BAŞLAYALIM

Tüm saydıklarımıza ek olarak kimyasal hadımla ilgili çıkan yönetmeliğin büyük bir samimiyetsizlik olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Ensar Vakfı’nda ortaya çıkan ve 45 çocuğa karşı işlenen cinsel saldırıların kurumsal düzeyde cezalandırılmaması devletin bu konuda ne kadar samimiyetsiz olduğunu gösteriyor. Hatta bu kimyasal hadım cezası, özellikle eğitim kurumlarında, vakıflarda, kuran kurslarında istismara uğrayan, cinsel şiddet mağdurlarını susturmaya, ne kadar büyük bir ceza verdik havası ile de muhalifleri sindirmeye yönelik bir karşı hamle olarak değerlendirilebilir. Cinsel suçlara karşı gerçekten mücadele etmek istiyorsak Ensar Vakfı’ndan başlayalım. Vakfın önünde tecavüz ve taciz mağdurlarının yalnız olmadığını, cezalandırılmasını söyleyen kadınları darp edip gözaltına almaya çalışan emniyet mensuplarından mesela…

CINSEL SADIRILAR BASTIRILAMAYAN ARZULARDAN MI KAYNAKLANIYOR

Hadım cezasını savunmak ya da çözüm olarak sunmak cinsel saldırı suçlarını, tamamen kontrolsüzlük, aşırı arzuyu denetleyememe olarak görmek gibi bir hatadan kaynaklanıyor. Fakat taciz ve tecavüz gibi cinsel saldırılar şiddetin farklı bir biçimidir ve ne yazık ki şiddetle cinsel hazzı birleştirmekle ilgili bir sorundur. Tecavüz çıplak şiddetin ve bilinçli bir şekilde zarar vermenin başka bir aracıdır. Kimi zaman bir savaş ve işgal aracıdır. Tecavüzün bastırılamayan arzu ile ilişkili olanları azımsanacak kadar azdır. Çocuk istismarı vakalarında da benzer bir şey söz konusu… Türkiye’de çocuk istismarcılarının çoğu pedofili hastasıyım yalanına sarılmaktadır. Fakat patolojik pedofili sayısı toplumda sınırlı sayıdadır. Pedofili teşhisi almış hastaların sayısı dünyada gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde farklılık göstermiyor ve profilleri de çok benzerdir. Kaldı ki sorun bastırılamayan arzu olsa dahi bu kişilere kimyasal hadım uygulanması şiddete meyli de artıracağı için yanlış bir karardır. Cinsel iktidarsızlık öfke ve kontrolsüz şiddet sarmalı yaratabilir. Ayrıca cinsel saldırı suçlularının önemli bir kısmı cinsel sorunları ve yetersizlikleri olan kişilerdir ve zayıflık olarak gördükleri bu yetersizliklerini şiddetle örtmeye çalıştıkları biliniyor. Uzun yıllardır kadınlara ve çocuklara karşı işlenen cinsel saldırı suçlarına karşı mücadele yürüten, dayanışma sergileyen kadın örgütlerinin hadımı bir çözüm olarak görmemesi ve talep etmemesinin en önemli nedenlerinden biri budur.

Kadınlara ve çocuklara karşı işlenen tüm şiddet suçlarında olduğu gibi cinsel şiddetin nedeni kadın erkek eşitliğinin olmamasıdır. Kadını bir mal, bir nesne ve bir hizmet aracı olarak görenler hem fiziksel hem cinsel şiddeti meşru görüyorlar. Türkiye’de tecavüz, kadının ya da çocuğun bedenini bir hiç ya da sahip olduğu bir nesne olarak gören, her türlü müdahaleyi kendine hak bilen ve bu hissettikleri güç dolayısıyla şiddeti araç edinmişlerin işlediği bir suçtur. Devlet bu nedenle cinsel şiddete karşı caydırıcı önlemler almak istiyorsa, öncelikle bu işe kadın erkek eşitliğinden başlamalıdır. Türkiye’de kadının toplumsal konumu zayıflatılıyor, toplumsal üretimden el çektirilmeye çalışılıyor, katlediliyor ve taciz ve tecavüze uğruyor. Bu sorunların köklü politik çözümlere ihtiyacı olduğu ortada… Diğer taraftan Türkiye’de tecavüz mağdurları yaşadıklarını gizli tutuyorlar, çünkü başvuracakları gerçek anlamda mücadele eden bir devlet kurumu olmadığı gibi, devletin yarattığı ve kadınların sahiplenebileceği bir dayanışma, rehabilitasyon ve maddi destek ağı da yoktur. Kadına uygulanan cinsel şiddet, fiziksel şiddet ve cinayetlerin çözümünü salt ceza sorunu olarak görmek gerçeklerin üzerini örtme çabasıdır. Toplumsal düzeyde dinci gericiliğin hızla yayıldığı, kadınların var olma ve hayatta kalma sorunu yaşadığı bir ülkede cinsel saldırı suçlarına karşı devletin salt cezai yaptırımlarla çözüm bulmaya çalışması hiçbir anlam ifade etmiyor ya da en devlet çözüm bulmuş gibi yapıyor. (İleri Haber Portalı)