Kadın grevi bir mücadele biçimi olarak nasıl ortaya çıktı?

“Kadın Grevi” çağrısını ilk yapan ülke olan Arjantin’de Türkiye’ye benzer bir biçimde kadına yönelik şiddet vakalarında belirgin bir artış var. 2008 ile 2016 yılları arasında %78’lik bir artış olduğu ifade ediliyor. Haziran 2015’de Arjantin’de kadına yönelik şiddete karşı ilk ve en büyük kitlesel yürüyüş gerçekleştirildikten sonra ‘Ni Una Menos’ (Bir kişi daha eksilmeyeceğiz) koalisyonunun yarattığı etki Avrupa ve bütün Latin Amerika’ya yayıldı. Ekim 2016’da 16 yaşında genç bir kızın işkenceye ve tecavüze uğradıktan sonra ölmesi tam anlamıyla bir infial yarattı ve Arjantin’de çok geniş bir kadın kalabalığı tekrar sokağa döküldü. Ekim ayında Ni Una Menos koalisyonu tarafından yapılan çağrıya yüz binlerce kadın katıldı. Kadınlar siyah giyinerek öğleyin saat 1’de 1 saatliğine greve çıktılar ve yürüyüş düzenlediler. Haziranda on binlerce kadından sonra Ekim ayında yüz binlerce kadının Arjantin’de sokağa çıkması dünyada birçok kadına ilham verdi. Gösteriler aynı zamanda Meksika, El Salvador, Bolivya, Şili, Paraguay ve Uruguay’da da düzenlendi. Arjantin’deki eylemlerden sonra yine Ekim ayında Polonya’da kadınlar kürtaj yasağına karşı bir grev düzenlediler. Polonya’da kadınlar siyah giyinerek zaten var olan kürtaj yasağının daha da ağırlaştırılmasına karşı  ‘Kara Çarşamba’ yı yarattılar ve büyük protestolara imza attılar. Polonya Avrupa’daki üreme hakları bakımından en kötü ve kürtaj konusunda da en sıkı ülkelerden biri… Zaten var olan çok sınırlı kürtaj yaptırma (sadece cinsel saldırı, annenin hayati tehlikesi ya da fetüste ağır anomali olduğu durumlarda izin veriliyor) izni olan ülkede bir de yasa dışı kürtaj yaptıran kadınların ve yapan hekimlerin hapis cezasına kadar ağır cezalar almasını öngören yasa tasarısına karşı kadınlar çok büyük bir tepki örgütlediler ve büyük protestolar sonucunda bu yasa tasarısı geri çekildi. Polonya’da yasalar kapsamına girmeyen kürtajların yasal kabul edilenden 50 kat kadar daha fazla olduğu iddia ediliyor. Polonya’daki grevin ve büyük yürüyüşlerin etkili olması ‘kadın grevi’ne bir mücadele yöntemi olarak daha fazla ilgi duyulmasına yol açtı. Kasım ayında da ‘Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ dünyada başta Arjantin, Polonya, İrlanda ve İtalya olmak üzere birçok ülkede kitlesel eylemlere sahne oldu. İtalya’da 200 binden fazla kadının sokağa çıktığı söyleniyor. İrlanda’da ise kalabalık eylemlerin başlığı var olan kürtaj yasağına karşıydı. İrlanda’da çok sıkı bir kürtaj yasağı var ve birçok kadın yasal ve sağlıklı kürtaj için İngiltere’ye gidiyor.

Kasım ayında Arjantin’den Ni Una Menos koalisyonu 8 Mart 2017 için ‘Kadın Grevi’ yapılması için bir çağrı yayınladılar ve dünyanın farklı ülkelerinde bir araya gelen birçok kadın örgütü bu çağrının bir parçası olmaya karar verdi. Dünya’da kadın hakları mücadelesindeki bu yükseliş ABD’de kadın düşmanı ve ırkçı yeni başkan Trump’a karşı düzenlenen ‘Kadın Yürüyüşü’ ile de çakıştı ve Washington merkezli yürüyüşe Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede büyük destek eylemleri gerçekleşti. Eylemler ve talepler ülkelere göre çeşitli farklılık gösteriyor ama özellikle Arjantin’deki kadın hareketinin giderek radikalleştiğini görüyoruz. Başta şiddet temasıyla sokağa çıkan kadınlar eşitsizliğe, yoksulluğa ve işçi haklarının sınırlandırılmasına karşı da politika üretmeye başladılar. Arjantinli kadınların gittikçe radikalleşen ve solculaşan talepleri hem de Polonya’daki kürtajla ilişkili yasakçı yasa tasarısının geri çekilmesi ile sonuçlanan zaferi “kadın grevi”nin bir mücadele biçimi olarak yayılmasına da yol açtı.

Ocak ayında Donald Trump’ın başkanlık görevini devralmasına karşı gerçekleşen ‘Kadın Yürüyüşü’nün bahsettiğimiz yükselişle çakışması ve Avrupa’dan da gelen yaygın destek eylemleriyle uluslararası alanda ses getirmesinin ardından gözler ABD’ye çevrildi. Kadın yürüyüşü birçok kadın için ilham vericiydi, ama bir taraftan da birçok eleştiriye maruz kaldı. Türkiye’de yürüyüşü Sorosçu, Hillaryci şeklinde itibarsızlaştırma girişimleri pek politik bir anlam taşımıyordu, ama anti-emperyalist yönünün zayıflığına dair de haklı eleştirileri de kaydetmek gerekiyor. ABD solunda da yürüyüşün oldukça heterojen yapısına çeşitli eleştiriler yöneltildi. ABD sol basınında da yer alan eleştirilerden sonra kadın grevi çağrıcılardan Keenga-Yamahtta Taylor www.theguardian.com’da eleştirilere cevap veren bir yazı kaleme aldı. Yazının başlığı Kadın Yürüyüşünün yeterince radikal olmadığını düşüyorsan bu konuda bir şeyler yap!” şeklinde idi … Aslında yazının içeriği Kadın Grevi çağrısının yürüyüşte ortaya çıkan liberal havaya bir müdahale amacı taşıdığını da gösteriyor. Yazıdan bazı aktarımlar:

“Washington DC’deki ve ülke çapındaki kadın yürüyüşü müthiş heyecan ve umut vericiydi ve Trump’a karşı direncin inşa edilebilmesi için bir milyon adımın ilkiydi. Fakat sosyal medyaya baktığımızda yürüyüşçülerin eleştirildiğini ve hatta kınandığını görüyoruz: Bu insanlar daha önce neredeydi? Neden şimdi ortaya çıktılar? Yürüyüşün neden daha radikal talepleri yok. Yürüyüşü örgütleyenler neden liberal ve neden liberaller konuştu? Gibi gibi…  

Liberaller yürüyüşte miydi? Evet! Ve tanrıya şükür… Trump’a karşı direnebilmek için bir hareketin kitlesel olması gerekiyor ve kitlesel hareketler homojen değildirler – politik olarak heterojenlerdir. Ve dünyada politik macerasına liberal fikirlerle başlamayan tek bir radikal ve devrimci yok…  

Kadın Yürüyüşü başlangıç, bir son değil… Bir dahaki sefere ne olacağı bizim ne yapacağımıza bağlı. Hareketler bize cennetten, donanmış ve örgütlenmiş olarak inmiyor; gerçek insanlar tarafından politik sorularıyla, zayıf ve güçlü yanlarıyla beraber vücut buluyor.

….

Eğer, sol (bu hareketlenmeyi, M.K*) etkilemek ve yönlendirmek, lliderlik etmek için uğraşmazsa bu muhalif hareketi kendi siyasi limitlerine çekmeye çalışan Demokratlara ve liberallere bırakmış olacağız. 

Mesele savunduklarımızın, ilkelerimizin üzerini örtmek değil. İnsanları daha radikal bir politikaya kazanmak istiyorsak, sadece bizim var olmadığımız politik alanlara da nasıl müdahale edeceğimizi ve argümanlarımızı nasıl oluşturacağımızı öğrenmeliyiz. Devrimci sosyalistlerin birleşik cepheler yaratmak konusunda uzun ve zengin bir gelenekleri vardır ve 3 milyon insan sokaktayken bu şu anda daha gerçekçi görünmektedir.”  

Bu değerlendirmelerin ardından 8 sosyalist, feminist öncü kadın (Linda Martín Alcoff, Cinzia Arruzza, Tithi Bhattacharya, Nancy Fraser, Barbara Ransby, Keeanga-Yamahtta Taylor, Rasmea Yousef Odeh, Angela Davis) 8 Mart’ta Uluslararası Kadın Grevi’nin bir parçası olarak bir kadın grevi çağrısı yayınladılar. Çağrıcı kadınların, politik kimliklerinin yanında bir çok farklı alanda, siyahların hakları, Filistin ve Ortadoğu ile ilgili mücadele alanında, ırkçılık karşıtı ve islamofobiye karşı mücadelede yer alan öncü kadınlar aslında bu alandaki kadınları hareketlendirmeyi de amaçlıyordu. Çağrıda %99’un feminizmine ihtiyaç olduğunu bu feminizmin de üreme haklarını, işçi haklarını ve sosyal hakları içermesi gerektiğini ifade ediyorlardı. Çağrıda da dünyanın farklı yerlerindeki kadın hareketlenmelerinden ilham alındığı belirtiliyor:

Aradığımız feminizm dünyada genel olarak uluslar arası mücadelelerde zaten ortaya çıkıyor: Polonya’da kadınların kürtaj yasağına karşı grevinden, Latin Amerika’daki erkek şiddetine karşı yürüyüşlere; geçtiğimiz Kasım ayında İtalya’da düzenlenen geniş kadın gösterisinden, Güney Kore ve İrlanda’da üreme haklarının savunulması için yapılan protesto gösterilerine kadar… https://www.theguardian.com/commentisfree/2017/feb/06/women-strike-trump-resistance-power

Cinzia Arruzza ve Tithi Bhattacharya birlikte yine aynı sitede 8 Mart’ı tekrar politize etmenin zamanı geldiğini, Trump’ın seçilmesinin neoliberal politikaların, kaynakların zenginler tarafından ele geçirilmesinin, işçi haklarının erozyona uğramasının, neokoloniyal savaşların ve ırkçılığın bir semptomu olduğunu belirttikleri bir röportaj verdiler. www.theguardian.com/commentisfree/2017/feb/21/womens-day-strike-march-8-donald-trump)

ABD ile birlikte bütün dünyada yankı uyandıran ‘Kadın Grevi’ çağrısını ilk yapan Arjantinli kadınlar 1975 yılında İzlanda’da gerçekleşen ilk kadın grevine referans veriyorlar. Yaklaşık 200 binlik bir ülke olan İzlanda’da 25 bin kadının sokağa çıktığı ve hiçbir iş yapmadığı bir gün olarak tarihe geçen ilk kadın grevinden esinlendiklerini belirtiyorlar. Kadın grevi bildiğimiz grevden biraz daha farklı, sadece işyerindeki üretimden gelen gücü kullanmanın ötesinde kadınların yaşamın üretimi ile ilişkili tüm üretim gücünü kullanmaya yönelik bir eylem biçimi olarak kurgulanıyor. Üretimi durdurmanın yanında, ev işi yapmama, çocukları babalara bırakma, alışveriş yapmamaktan seks yapmamaya kadar bir dizi şeyi kapsıyor. Kadınların karşılığı ödenen ve ödenmeyen yaptığı tüm işleri durdurmasını içeriyor.

ABD’deki ‘Kadın Grevi’ çağrıcılarından Cinzia Arruzza & Tithi Bhattacharya Jacobin dergisinde yayınlanan ‘Kadın Grevi Ne Anlama Geliyor’ başlıklı yazılarında ‘Bir kadın grevi kapitalist toplumlardaki kadın emeğinin somut formlarına dair hem politik hem de teorik üretimin bir yansıması olarak doğmuştur.’ ifadesini kullanıyorlar ve şöyle devam ediyorlar:

“Kapitalizmde kadın emeği hem piyasada yapılan işin bir parçası, hem de üretici emeğin (kapitalist toplumsal ilişkileri ve toplumun üretimi için piyasadaki işle eşit derecede önemli olan ve karşılığı ödenmeyen emek) birincil sunucusudur. Bir kadın grevi ayrıca bu karşılığı ödenmeyen emeği görünür kılmak hem de bir mücadele alanı olarak toplumsal üretimin önemini göstermek için de ortaya çıkmıştır.”

ABD’deki çağrının niteliği çağrıcıların verdikleri röportajlar ve çağrıya desteğini ifade eden sol grupların talepleri radikalleştirme çabalarından da anlaşıldığı üzere Kadın Grevi bir araç olarak yükselen Trump karşıtı harekete bir sol müdahale niteliği taşıyordu. Peki 8 Mart sonrası ‘Kadın Grevi’ eylemlerine baktığımızda nasıl bir tablo görüyoruz?

Aslında ABD’deki gelişmeler solun hem yeni tür hareketlenmelere karşı siyasi sınavı bakımından hem de kadın hareketindeki yükselişi solculaştırma müdahalelerinin izlenmesi bakımından dikkat çekici… Sol müdahaleye karşılık ciddi bir sansür olduğunu ABD’deki grevle ilgili ayrıntılı haberlere ulaşmakta da epey sıkıntı çektiğimi söylemeliyim. 8 Mart eylemlerinde solun özellikle New York ve Chicago’da etkili olduğunu, Virginia ve California’da birçok bölgede okulların ve işyerlerinin kapalı olmasını sağlayan gerçekten başarılı grevler de düzenlenebildiğini görüyoruz. Genele baktığımızda merkezi bir örgütlenmeden ziyade yerellerde irili ufaklı, sendika ve siyasi örgütlenmelerin bir araya gelerek eylemleri belirlediğini görüyoruz. Liberaller ise daha çok Washington’a sıkışmışa benziyor. New York solun gövde gösterisi yaptığı merkez olmanın yanında eylemde ortaya çıkan bu daha başlangıç sözü de güne damgasını vurmuş oldu. Diğer taraftan basında Kadın Grevi’ni ve örgütleyicilerini de ciddi bir itibarsızlaştırma çabası göze çarpıyor. Hem grev öncesinde hem de sonrasında grevin pek de etkili bir yöntem olmadığı, ayrıcalıklı kadınların işi olduğu ilgili yazılar yayınlandı. Tithi Bhattacharya and Cinzia Arruzza’nın 7 Mart tarihinde The Nation’a verdikleri röportajda bu saldırılara şöyle cevap veriyorlar: “Grevi trollemeye çalışan kadınların en fazla ilgilendikleri şey bizi Demokrat Parti ile çalışmaya ikna etmek.” Röportajın devamında birçok emek örgütünün ve sendikanın greve destek verdiklerini ve grev çağrısının yönetici sınıfların feminizmine karşı olduğunu belirtiyorlar. Bunların yanında grev çağrıcılarından Rasmea Yousef Odeh’in Filistin mücadelesini selamlayan ve İsraili eleştirdiği bir röportajından dolayı da çağrıcılara karşı bir anti-semitizm suçlaması da yapılmış, ama üzerinde pek durmaya gerek duymuyorum.

Kadın Grevinin Kadın Yürüyüşü kadar yaygın bir kitleselliğe sahip olmadığını görüyoruz ama ABD solu için uzun yıllardır yapılan ve talepleri bakımından en büyük radikal kadın eylemi olduğunu söyleyebiliriz. Görece daha sol örgütlenmelerin (solcu sendika, dernek, siyasi parti ya da platformlar) örgütlediği Kadın Grevi hakkındaki değerlendirme için yine çağrıcılardan Arruzza ile yapılan röportaja bakalım. ‘Ne düşünüyorsunuz, bir hareket görüyoruz diyebilir miyiz? ABD’de? Dünya çapında?’ sorusuna şöyle cevap veriyor:

“Geçen yaz aynı soruya olumsuz bir yanıt veriyordum. Fakat şimdi cevabımı değiştirebilmekten mutluyum: Evet. Sanırım uluslar arası düzeyde yeni bir feminist hareketin doğuşuna şahit oluyoruz.   Uluslar arası Kadın Grevine 50 ülke katıldı, ülkeler arasında katılım düzeyleri değişikti fakat Polonya’da, Arjantin’de, İtalya’da, İspanya’da, İrlanda’da ve Türkiye’de en büyük gösteriler gerçekleşti. Diğer ülkelerde grevin geniş bir medya görünürlüğü vardı ve belki de güçlü ve geniş anti-kapitalist feminist bir akım ve hareketlenmenin yeniden inşasına şahit oluyoruz. New York City’de 7000 kadar insanın katıldığı Grev böylesi radikal bir platformun bir eylem kapsamında yıllardır topladığı en büyük toplamlardan biri oldu.”

Bu yaklaşımı fazla iyimser bulabiliriz ama bu yine de kadınların sokağa yüzünü döndüğü ve daha soldan bir arayış içerisinde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yeni mücadele biçimleri için arayış grevi örgütleyenler için de geçerli. Arruzza röportajında sosyalist feministler açısından da yeni bir yaklaşımı ifade ettiğini söylemeliyiz:

“Kadınları kadın ve işçi olarak seferber ediyoruz: 8 Mart’taki en güçlü mesajlardan biri buydu. Burada herhangi birini seçmeye gerek yok. Amerika Birleşik Devletleri’nde %99’un feminizmi sloganını benimsememizin nedeni bu: sınıf temelli bir feminist hareket istiyoruz, çünkü kadınların, özellikle ırk ayrımcılığına uğrayan kadınların işçi sınıfının en fazla sömürülen, evde ve ev dışında en fazla çalışan kesimi olduğunun pekâlâ farkındayız.”

Sırada ne var sorusuna ise 1 Mayıs için güçlü bir feminist katılım ve alanda göçmen kadın varlığı için mücadele edeceklerini söyleyerek bitiriyor. Eylemlerde kürsüden söz alan birçok farklı sol kesimden konuşmacılar da göçmen hakları için güçlü bir eyleme ve güçlü 1 Mayısa çağrılar da yaptılar. Nisan ayında Trump’un ırkçı söylemlerine karşı büyük bir eylem örgütlenebilir ya da ABD’de 1 Mayıs bu içerikle kutlanabilir, göreceğiz.

8 Mart’a giderken dünyada yapılan Kadın Grevi çağrıları yapılırken Türkiye’de de farklı kadın örgütlenmeleri Ni Una Menos benzeri bir hareketi yaratmak için bir dizi toplantı ve eylemlilikler yapıldı. 8 Mart’a Giderken Kadınlar Birlikte Güçlü Kampanyası etrafında toplanarak yola çıkan kadın örgütleri Grev çağrılarında yer alan benzer taleplerle bir araya geldiler. 8 Mart öncesinde de 8  Mart için çağrı niteliğinde eylemler yaptılar. Kadınlar Birlikte Güçlü Kampanya Grubu’nun ‘Kadın Grevi’ ile ilgili yaptığı açıklamada şöyle dendi:

“Erkek şiddetinin her türlüsüne karşı, bedenimiz ve cinselliğimizle ilgili seçimlerimizin yok sayılmasına karşı, kürtaja erişimimize, çocuk doğurup doğurmama kararımıza müdahalelere karşı, hayat tarzlarımız, seçimlerimizin, arzularımızın marjinalize edilmesine karşı, güvencesiz ve geleceksiz emek dayatmasına, yoksullaştırmalara karşı, savaşlara, sınır ötesi operasyonlara, hayatların yerinden edilmesine, bedenlerimizin savaş alanı haline getirilmesine, desteklenen silahlı örgütlere, ırkçı, cinsiyetçi, homofobik, transfobik, islamcı, islamofobik yerel ve küresel her türlü düşmanlaştırıcı siyasete karşı, bizi şiddet politikalarıyla, ülkenin bugünü ve geleceğine dair umutsuzluk, çaresizlik ve inançsızlığa sürükleyenlere, evlere, bireyci yaşam tarzlarına kapatmaya çalışanlara karşı, Biz Türkiye’den kadınlar da, dünyada yükselen bu sese ses veriyoruz.

8 Mart’a Türkiye’den baktığımızda birçok il merkezinde miting ve yürüyüşler düzenlendiğini görüyoruz. Özellikle İstanbul’daki tablo Türkiye’deki kadın yükselişi ve bu yükselişe karşı kadın örgütlenmesinin durumu hakkında fikir verici diyebiliriz. 8 Mart’ta İstanbul’da Bakırköy’de sol, devrimci ve sosyalist kadınların örgütlediği ve Kadınlar Birlikte Güçlü kampanyasının bileşenlerinin de olduğu bir miting ve bir kısmı bu mitinge katılmamış feminist örgütlerin organize ettiği bir gece yürüyüşü gerçekleşti. Bakırköy mitingi niceliksel olarak gece yürüyüşüne göre daha zayıfken referandum öncesi ‘Hayır’ vurgusu ve talepleri söz konusu olduğunda niteliksel olarak daha güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Feminist Gece Yürüyüşü ise dünyadakine benzer bir biçimde yeni siyasallaşmış, yüzünü daha fazla sokağa dönmüş kadınların da katıldığı çok daha büyük bir eylem oldu fakat siyasi talepleri görünür değildi. Ayrıca Feminist Gece Yürüyüşü örgütleyicilerinin 8 Mart akşamı katılan kalabalığı belli talepler etrafında toplama ya da örgütlü hale getirebilmekten uzak olduğunu söyleyebiliriz. 8 Mart 2017 Türkiye’si hala devrimci sosyalist kadınların bu sokakla yeni tanışan, gezi dönemiyle siyasallaşmış kadınlarla buluşamadığını gösteriyor. Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi kadınların daha fazla politize olduğunu ve kendini daha fazla sokakta ifade etmeye başladığını bir süredir konuşuyoruz, fakat artık bizim de Kadın Grevi çağrıcılarının cesaretlice açtığı konuyu masaya yatırmamız gerekiyor? Bu yüzünü daha fazla politikaya dönmüş kadınları devrimci talepler ve devrimci yeni mücadele biçimleriyle nasıl buluşturacağız? Ya da biz, kadın hakları mücadelesinin bir parçası olarak, yeni bir tarzın arayışı içindeki kadınlar bu yeni politize olmuş kadınlarla nasıl buluşacağız?