8 MART MİRASI HEYBEMİZDE, AYAKTAYIZ!

Gamze ABAY

Tarihler 1857’yi gösterdiğinde New York’da bir tekstil fabrikasında başlayan grev ve sonrasında çıkan yangın bir cinsin tarihine, geçmişine ve geleceğine yön çiziyor. “Eşit işe eşit ücret” talebinden, “ekmek ve barış’a”, “öz insan hakkından”, “İstanbul Sözleşmesi Uygulansın”’a kadar bir uzun yoldur yürüdüğümüz.

 

Var gücümüzle savunduğumuz değerlerimiz, yaşadığımız eşitsizliklere kalkan olmuştur bunca zaman. Mücadele ettiğimiz şeyler ise saymakla bitiremeyeceğimiz ve birbirini besleyen, karşı karşıya kaldığımız şiddetin her türlüsüdür. Hak gaspları, ayrımcı, gerici beden ve kimlik politikaları, sağ popülizm ile de daha da yükselen baskılar,sistemin çarkları…Dünyada ve Türkiye’de erkek egemenliğinin ve sistemin vurguladığı tüm söylemler ve işleyişler!

 

AHLAK VE ONUR’A  DAİR SORULAR!

 

Öncelikle şuna değinmek gerekli belki de “ Kimin ahlakı ve neye göre ahlak”. Ahlak ve onur dediğimiz şeyler neden sadece kadın bedeni üzerinden kendini var ediyor? Ya da ne zaman, nasıl hissettiğimizin kanaatine bizim dışımızda herkes mi karar veriyor? Eğer öyleyse ne hakla? Onların istediği saat ve zamanda maruz bırakıldığımız şeyleri açıklamazsak bağlı bulundukları değerleri nasıl çürütüyor oluyoruz? LGBTİ+ neden ve nasıl ahlaksız kabul ediliyor?

 

Bu ülkede çıplak arama yok diyen ile yoksulluk azaldı, kriz yok diyenlerin aynı kanal ve durumdan beslendiği söyleyebiliriz. Bizler biliyoruz ki ahlak ve onur anlayışımız her durumda olduğu gibi burada da uçurumlar kadar derin bir farkla karşımıza çıkıyor. O zaman soruları durduğumuz yerden tekrar soralım.!

 

Neden çıkartılan krizlerin sebebi biz değilken sorumlusu biz oluyoruz ve ilk gözden çıkarılıyoruz? Neden her gün kadınlar öldürülüyor, tecavüze uğruyor? Neden İstanbul Sözleşmesi ve 6284 uygulanmıyor? Neden tarikat yurtlarında çocuklar ölüyor ya da tarikat yurtları neden var? Neden 45 çocuk istismara uğrarken “bir kereden bir şey olmaz deniliyor”

 

Kadın işçiler hakkında Kod 29’un bile bedenimiz üzerinden uygulanması bir sorun değil mi?  İş yerlerinde uğradıkları mobbingi ve tacizi söylemek istediğinde toplumdan gelen “acaba ne yaptı da maruz kaldı” anlayışına ya da kadınlar öldürüldüğünde yine “ne dedi de öldürüldü” gibi akıl dışı bahane kalıplarına değinmeden bunların ahlak ve onur anlayışı kabul edilebilir mi?

Elbette ki hiçbir şekilde hayatın her alanında karşımıza çıkan bu cinsiyetçilik ile uzlaşmayacağız. Hayatlarımıza mal olan söylem ve politikalara karşı kadın dayanışmasının tarafı olacağız. Ahlak ve onuru ataerki’nin vücut bulmuş hallerinden öğrenecek değiliz!

 

VARLIĞIMIZI SORGULATMIYORUZ!

Hayatın her alanından bizleri soyutlamaya çalışıyorlar. Daha evvel pembe otobüslerle hayat vermeye çalıştıkları ideolojik besin kaynağı şimdi kadın üniversiteleri ile kendine yer bulmaya çalışıyor. Ya da sadece “anne” olduğumuz için cennetin ayaklarımız altında olduğu iddia ediliyor. Sistem tarafından ise “Güçlü kadın” diye bir söylem ve imaj geliştirerek (ki asla güçlü ya da güzel ya da zayıf olmak zorunda değiliz) ne kadar çok işle uğraşmamız ve hepsinden de önemlisi başarılı olabilmemizle eş değer tutuluyor. Ya da güzellik algısı ile kadın bedenleri sorgulatılıyor. Kaldı ki bunun bile cinsiyetçililik olduğu algısı henüz oturmamış iken göreceli kavramlar ile konuşulan bir misyonun dahi üzerimizden belirlenmesi varlığını yıkmaya çalıştığımız sistemin bileşenidir. Oysa ki bizler sadece “kadınız”, Dünyanın yarısıyız ve asla varlığımızı sorgulatmayız!

 

MÜCADELE HER YERDE VE HER DAİM

 

Bizler 8 Mart’a işte bu sistem ve ataerki karşıtlığımızla yeniden hazırlanıyoruz. Tüm sokakların, meydanların bizim olduğu bilinciyle geceleri de gündüzleri de mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Kürtaj hakkımıza anayasal kılıf bulanlarla ve yarattıkları korku imparatorluğunun bir getirisi olan uygulanamamazlık ile,  bir sözleşmenin bir maddesini kendince yorumlayıp, üstüne üstlük yalan da söyleyerek nefret söylemine çanak tutanlardır mücadele ettiğimiz. Kadına yönelik şiddeti önlemede en temel sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamayanlardır, hali hazırda bulunan sığınma evlerinin koşullarını iyileştirmeyen ve kapasite ve sayılarını arttırmayan ve hatta gizli kalması gerekirken bile alenen söyleyen zihniyettir mücadele ettiğimiz.! Eğitimde 4+4+4 ile kız çocuklarını okumalarından alıkoyan ve çocuk istismarının önünü açan bir ideolojidir mücadele ettiğimiz.! Cezasızlıkla sırtları sıvazlanan, tek bir kravata dahi binbir türlü indirimler uygulayan ve şiddetin kökenlerini sorgulamayanlarladır mücadelemiz!

 

8 MART’TA SOKAKLARDAYIZ, MEYDANLARDAYIZ!

 

Makbul kadın anlayışı ile hesaplaşarak hapsedildiğimiz toplumsal cinsiyet rol ve kalıplarını reddediyoruz ve sadece biz kadınların değil aslında herkesin de her türlü reddetmesi gerektiğini söylüyoruz. Sadece kadın olduğumuz için uğradığımız şiddetin tüm biçimlerini sorguluyoruz, hattımızı ona göre belirliyoruz. Elimizden alınmak istenen şeylerin farkındayız ve bunların tek bir tanesine dahi dokunulmasına göz yummuyoruz. Ataerki’nin kimden ve nasıl geldiğinin bilincinde olarak siyasal İslamcı temsilcilerinin erkek ya da kadın olması fark etmeksizin gerici anlayışını göz ardı etmiyoruz.Ev içi emeğin görünmezliğine karşı toplumsallaşması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Ve hal böyleyken hem kapitalizme hem de erkek egemenliğine karşı mücadele etmemiz gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz.

Bizler bir sanat eserindeki gökkuşağının şahane renklerine, sonrasında yaşanan AKP/Saray rejiminin trajik hallerine ve aynı zamanda da ve yine AKP ve onun temsilcilerinin  kadın ve LGBTİ+ düşmanlıklarına da tanığız. Tutukladıkları, ev hapislerine aldıkları sadece bedenlerimizin olduğunu bir kez daha söylemekten vazgeçmiyoruz. İnkar ettikleri her şey var olmaya devam edecek, kadınlar yaşam haklarına sahip çıkacak, inatla ve ısrarla “emeğimiz ve bedenimiz bizim” diyecek. İşte bizler de bu sebeple “İŞSİZLİĞE, YOKSULLUĞA, EŞİTSİZLİĞE, KADIN DÜŞMANLIĞINA KARŞI 8 MART’TA AYAKTAYIZ!

 

YAŞASIN 8 MART
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ