Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılımının Önündeki Engeller ve Kadın İstihdamının Artırılması

Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılımının Önündeki Engeller ve Kadın İstihdamının Artırılması

Kapitalizmin bir sistem olarak gelişmesi ve daha fazla iş gücüne ihtiyaç duyulması kırdan kente büyük bir göç dalgası ile beraber kadınlar ve çocukların da kentlerde işçileşme sürecinde yer almasına neden oldu. Kadınlar Avrupa’da ve ABD’de kapitalizmin ilk birikim döneminde işgücüne ve üretime kitlesel olarak katılmışlardır. Ancak kapitalizm tarihinin çeşitli evrelerinde, farklı ülkelerde, farklı bölgelerde ve sektörlerde kadınların işgücüne katılımı farklılık göstermiştir ve göstermektedir. Kadınlar kimi zaman geleneksel olarak, kimi zaman toplumsal cinsiyet rolleri, kimi zaman da işkolundaki sermayenin tercihleri nedeniyle bazı işkollarında daha fazla yer almakta bazı işkollarında ise nerdeyse hiç yer bulamamaktadır.

 

Kadınların farklı yoğunluklarda işgücüne katılımına rağmen kapitalizm kadınlara erkeklerle beraber emeğini satma ve sömürülme “hakkı” getirmiştir. Farklılıklar gösterse de kadınların üretime dahil olması bir ilerleme olarak kabul edilmelidir. Kadınların işçileşmesine ve kentli işgücüne katılımına rağmen emek gücünün yeniden üretilmesi kadının görevi olmuş ve harcadığı ev içi emek görünmez hale gelmiştir. “Emek gücünün yeniden üretilmesinin, hem günümüz işçi kuşağının her gün işine gidebilmesi için yenilenmesinin hem de bir sonraki işçi kuşağının çocukluğundan itibaren yetiştirilmesinin yükü, hâlâ esas olarak işçi sınıfı ailesinin ve kadınların omuzlarındadır. İşçi sınıfı ailesi, emek gücünün yeniden üretilmesinin ucuz bir aracı olarak, kapitalist sistem için baha biçilmez değerdedir” (1)

 

İdeolojik ve ekonomik olarak kadının ev içi emeğinin kadının esas görevi olarak kabul edilmesi, ev içi emeğin ücretlendirilmemesi, kadınların çalışma hayatında yer almasının sadece ev ekonomisine katkı olarak görülmesi, çocuk bakımının kadının görevi olduğu kabulü kadının üretim süreçlerine eşitsiz koşullarda katılmasına neden oluyor. Diğer taraftan kadınların ne tür işte çalışacakları, kaç saat hangi ücrete çalışacağı konusunda kapitalist ilişkilerin yanında ataerkil kültürün ürettiği cinsiyetçi tanımlamaların, rol beklentilerinin, ön yargıların ve cinsiyetçi söylemlerin de etkisi var. Bugün Türkiye’de kadınların çoğu üretim süreçlerine son derece düşük statülerde katılıyor ve ev ya da ev dışında uğraşları ekonomik bir faaliyet olarak sayılmıyor.

Kadınların işçileşmesine ve kentli işgücüne katılımına rağmen emek gücünün yeniden üretilmesi kadının görevi olmuş ve harcadığı ev içi emek görünmez hale gelmiştir. “Emek gücünün yeniden üretilmesinin, hem günümüz işçi kuşağının her gün işine gidebilmesi için yenilenmesinin hem de bir sonraki işçi kuşağının çocukluğundan itibaren yetiştirilmesinin yükü, hâlâ esas olarak işçi sınıfı ailesinin ve kadınların omuzlarındadır.

Kapitalizm emeğin yeniden üretilmesinde çocuk yetiştirme, ev işlerinin görülmesi ve yaşlı/hasta bakımı gibi maliyetli işleri, işçi sınıfı ailelerinin omuzlarına yükler. İşçi sınıfı ve kadın mücadeleleri ev içi işlerin en azından bir kısmının maddi olarak sosyal devlet tarafından karşılanması konusunda bir takım tarihsel kazanımlar elde etmişti. Fakat doksanlı yıllarda neoliberal dalga ile engelli/hasta/yaşlı bakımevlerinin ve kreş gibi kamusal hizmetlerin giderek özelleşmesi hem kadınların iş gücüne katılmasındaki engelleri artırdı hem de kadın emeğini esnek çalışma rejimine daha uygun hale getirdi. Ayrıca eğitim ve sağlık gibi kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması da yine kadının bu hizmetleri karşılayan rolünü pekiştirdi. Temizlik, çamaşır, bulaşık, çocuk bakımı ve çocuğun eğitiminin takip edilmesi, yaşlı/hasta bakımı gibi maliyetli hizmetlerin kadın tarafından ev içinde karşılanması sermaye açısından hoşnutsuzluğun ve hak taleplerinin ortaya çıkmaması, bu başlıklarda maliyetin düşürülmesi ve kadınların esnek bir biçimde istihdam edilmesi gibi bir taşla birkaç kuş vurmasını sağladı.

Günümüzde Türkiye’de kadın istihdamı çok düşük düzeyde; 28,2 milyon (15+ yaş nüfus) kadından yalnızca 8,7 milyonu iş gücüne katılırken, yalnızca 7,6 milyonu istihdam ediliyor (TÜİK verileri 2013). Çalışılabilir kadın nüfusunun çok azı iş gücüne katılabiliyor.

 

 

2013 TÜİK Hane Halkı İşgücü Anketi (HHİA) (15+ nüfus)

TOPLAM % KADIN % ERKEK %
İş gücüne katılma 50,8 30,8 71,5
İstihdam 45,9 27,1 65,2
Tarım dışı işsizlik 12,0 17,4 10,1

 

Türkiye OECD ülkeleri içerisinde kadın istihdamında son sıradadır. 2013 OECD ülkeleri ortalamasına göre kadın istihdamı %65 iken AKP 10. Kalkınma planında 2023 yılında kadın istihdam oranını %38’e çıkarmayı hedeflemektedir. Hedeflenen oran bile OECD ülkelerinin çok gerisindedir. Esnek ve kuralsız çalışmayı dayatarak sadece sayısal veri artışını hedefleyen AKP iktidarı, yapısal birçok sorunu görmezden gelerek yüzeysel çözümlerle durumu kurtarmaya çalışmaktadır. AKP, esnek ve atipik istihdam biçimleri ile kayıt dışı çalışan kadını kayıt altına alarak nicel bir artışı hedeflemektedir. Ancak bu durum kadınların daha niteliksiz ve güvencesiz işlerde çalıştırılmasına, esnek çalışma koşullarının yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

 

Türkiye OECD ülkeleri içerisinde en uzun çalışma saatlerine ve ev içi ücretsiz çalışma saatlerinin kadın erkek arasında dağılım açısından da en büyük cinsiyet uçurumuna sahip ülke… “Evli lise mezunu bir kadının işgücüne katılma olasılığı diğer her açıdan kendi ile aynı özelliklere sahip (yaş, çocuk sahibi olma) evli olmayan bir kadının sadece üçte biri kadar iken; evli, lise mezunu ve 0-4 yaş arası çocuğu olan bir kadının iş gücüne katılma olasılığı her açıdan aynı özelliklere sahip fakat küçük çocuğu olmayan bir kadının yarısı kadardır. Türkiye’de ilköğretim ve lise mezunu kadın nüfusu emek piyasasına evlilik ve doğum öncesi en geç hamileliğe kadar kısa süreli katılmakta daha sonra piyasadan çekilmektedir (2). 2013 yılında kadınların iş gücüne katılamama nedenleri arasında %58,7 ile ev işleriyle meşgul olma geldiği görülmektedir (TÜİK Toplumsal Cinsiyet İstatistikleri).”

 

Kadını istihdamının artırılması için anne olmanın ve ev işlerinin kadının işgücü katılımına engel olmasının önüne geçilmelidir. Fakat Türkiye’de annelik ile iş yaşamının bir arada yürütülmesi için kadınların mevcut hakları oldukça yetersizdir. Özel sektörden yüksek ücretler karşılığında bakım hizmetleri satın alamayan çoğu kadın ya doğum sonrasında işini bırakmakta ya da iş yaşamına katılmamayı tercih etmektedir. Kadın istihdam oranındaki artış ancak bakım hizmetlerinin devlet tarafından ücretsiz bir şekilde karşılanması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadeleyle mümkündür. AKP hükümetinin 10. Kalkınma Planında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ile ilgili herhangi bir çalışma bulunmamakta, plan yalnızca doğurganlık hızının düşüşünü engellemeyi hedef olarak önüne koymaktadır. ‘En az 3 çocuk doğurun’,‘annelik en önemli kariyerdir’ gibi ideolojik dayatmalardan da görüldüğü gibi AKP iktidarının, kadın istihdam sorununu çözmedeki samimiyetsizliği ortadadır. Kadını ev içinde konumlandıran muhafazakâr aile yapısıyla, bakım hizmetlerinin aile içinde yapılmasının teşvik edilmesiyle, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini derinleştiren söylemlerle kadın istihdamının artırılması mümkün değildir.

 

16 ağustos 2013 tarihli resmi gazetede, yayınlanan yönetmeliğe göre gebe veya emziren kadın çalışanlar günde yedi buçuk saatten fazla ve gece çalıştırılamazlar. Özel sektörde çalışma koşullarını dikkate aldığımızda bu pek mümkün görünmüyor, kaldı ki bu yönetmeliğe uymayan işverene verilen idari ceza 2015 itibariyle 1,478 TL’dir. Ayrıca ücretli doğum izinleri doğumdan önce ve sonra sekiz haftadır ve ek olarak ücretsiz 6 aydır. Bu süre dünyada birçok ülkeye göre oldukça kısadır. Özellikle son yıllarda başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere birçok sağlık otoritesi kadınlara bebeklerini ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemelerini öneriyor. Süt izninin de büyük kentlerde uygulanmasının zorluğu düşünülürse ücretli doğum izninin doğumdan sonra en az 32 hafta olması gerektiği söylenebilir.

 

AKP tarafından “Ailenin ve Dinamik Nüfusun Korunması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nda da koparılan onca gürültüye rağmen kadın istihdamını artırıcı ve kadınların çalışma koşullarını iyileştirici bir kazanım yok. Kadınların 8 saatlik çalışma hakkı, emzirme izni, kreş gibi haklarını kullanamadığını görüyoruz. Özellikle ücretsiz izin hakkı ancak devlet memurları tarafından kullanılabiliyor; özel sektörde ücretsiz izin hakkı kadınlar için işten atılma anlamına geliyor. Kaldı ki ücretsiz izin kapitalizm koşullarında eve giren gelirin ciddi Bir biçimde azalması demek. Düşük gelirli emekçi ailelerinde bakıcı veya kreş parasını bulmak zor olduğu için ya kadın tamamen iş hayatından ayrılıyor, ya da işini kaybetme korkusu nedeniyle çocuğu bir aile yakınına bırakarak hemen işe dönüyor. Kadınlara doğum sonrası süt – emzirme izni yeni yasa tasarısı ile bu ilk altı ay için günde üç saate çıkarılıyor, fakat 4-b ve 4-c kapsamında olan sözleşmeli çalışanlar bundan yararlanamayacak. Özellikle özel sektörde çalışan kadınların kent merkezlerinde çalıştıkları düşünülürse eve gidip gelme saati süt izin saatine denk gelmektedir. Sonuç olarak çoğunlukla kadınlar bu hakkı kullanamamaktadır.

 

Yeni yasa tasarısında doğum izni biten anne ilk altı aya kadar yarı zamanlı esnek çalışacak, ikinci ve üçüncü çocuğa sahip olan anneler daha uzun esnek çalışma saatlerine sahip olacaktır. Bu esnek yarı zamanlı çalışma daha emek yoğun mesai, eksik sigorta primi, düşük ücret ve emekliliğin hayale dönüşmesi anlamına gelmektedir. Kadınlara ücretli izin hakkı verilmesi gerekirken esnek çalışma önerilmektedir. Ayrıca esnek çalışma vasıfsız işlerde çalışmaya, terfi ve yükselme için ayrımcılığa yol açacaktır. Yasa tasarısında 1’inci çocuk için 200 TL, 2’inci çocuk için 400 TL, üçüncü çocuk için 600 TL “doğum yardımı” yapılması öneriliyor. Bir defaya mahsus yapılan bu komik yardım ilk aydaki çocuk bezi gideri kadardır. İkinci çocuk için iki ay bez gideri karşılanabilir. Ayrıca çocuk için kreş yardımı ilk altı ay 300 TL olarak belirlenmiştir. Kreş talep edilen yerlerde 150’den fazla kadın çalışan varsa 0-6 yaşındaki çocukların kreşe bırakılması için eğer 250 metreden uzak bir alandaysa işveren servis hizmeti sağlamak zorundadır. İşverenin kendisi de oda ve yurt açabileceği gibi anlaşmalı kamu kuruluşlarınca da bu isteği yerine getirebilir. İş Kanunu hükmü gereği kreş açma yükümlülüğünü yerine getirmeyen işyerlerine çok düşük ve bir defaya mahsus idari para cezası uygulanmaktadır. Uygulamada işverenler kreş açma yükümlülüğüne uymaktansa cezaya razı olmaktadırlar. Yeni yasa tasarısı kadının asli görevini annelik olarak pekiştirmekte, esnek ve güvencesiz çalışmanın önünü açmaktadır.

 

Kadın istihdamını artırmak için iki çözüm önerisi dile getirilmektedir. Bunlardan ilki esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması ve kadınların bu tarz çalışmaya teşvik edilmesi, ikincisi ise kadın girişimciliğinin desteklenmesi olmuştur. Kadınlar için önerilen istihdam biçimlerinin aynı zamanda kadınların hane içindeki karşılıksız emekleriyle birlikte yürütülebilecek niteliktedir. Devlet kadınlara sermaye ile ataerki arasındaki uzlaşmayı bozmayacak, ev içi maliyetli işleri aksatmayacak şekilde kısmi zamanlı, geçici veya evde yapılan düşük getirili işler üzerinden işgücü piyasasına katılmayı uygun görmektedir.

 

AKP’nin kadın istihdamını artırmak bir yana kadının ev içi rollerini pekiştiren politikalar uyguladığı apaçık görülmektedir. Ailesinde engelli ya da bakıma muhtaç yaşlısı bulunan, belirli minimum gelir seviyesinin altındaki hanelerde bakımı üstlenen kişiye (ki bu neredeyse her zaman kadındır) asgari ücret düzeyinde bir nakit desteği verilmesi şeklindeki uygulama AKP iktidarı ile gündeme gelmiştir. Bu uygulama ev içi emeğin ücretlendirilmesi bakımından bir gelişme gibi gözükse de gerçekte cinsiyetçi iş bölümünü kurumsallaştırmaktadır. Bu bakımların devlet tarafından üstlenilmesi yerine kadını iş gücü dışında tutan ve ev içi emekçiler olarak ücretlendiren yapı kadının geleneksel konumunu resmileştirmektedir. Bu yolla ayrıca adın istihdamını artırma hedefi için kâğıt üzerinde yapay bir artış yaratmaktadır (3).

 

Ev işlerinin ve çocuk bakımının kadınlar için öncelikli iş olarak görülmesi, kadınların tam gün çalışmasına engel olurken, kadın işgücünün esnek çalışma için uygun hale gelmesine ve düşük ücretlerle çalışmayı kabullenmesine, hak mücadelelerinden uzak durmasına neden olmaktadır.  Eşitsiz koşullarda üretim süreçlerine katılan kadınlar için iş gücü piyasasında güvencesiz, vasıfsız işler, taşeron çalışma ve düşük ücretler söz konusudur. Vasıfsız işler ev içi işlerle benzer özellikler taşımakta ve kadınlar çoğunlukla ev ve bakım işleri ile uğraşmaktadır.

 

Kadın istihdamı büyük oranda kayıt dışı gerçekleşmektedir. Sektörlere göre istihdam sayılarına bakılacak olursa; kadınların 2,8 milyonu tarımda, 1,1 milyonu sanayide, 3,6 milyonu hizmet sektöründe ve 65 bini inşaat sektöründe istihdam edilmektedir (TÜİK verileri 2013). Kadınların yoğun olarak çalıştığı tarım, tekstil, gıda ve hizmet gibi sektörlerde işverenle pazarlık güçleri daha zayıftır ve kayıt dışılık oranı çok yüksektir. Kayıt dışı çalışma aynı zamanda, sigorta, emeklilik, sendika gibi birçok haktan yoksun, iş güvenliği ve işçi sağlığı bakımından denetimsiz, uzun ve ağır çalışma anlamına gelmektedir. Kayıt dışı çalışma oranlarına bakıldığında; TÜİK 2013 verilerine göre erkek istihdamının %30,2’si kayıt dışı iken, kadın istihdamının %52’sini kayıt dışı çalışmaktadır. En fazla kayıt dışılık ücretsiz aile işçiliğinde görülmektedir.

 

Kayıt dışı olmadığında da kadınların çalışma ortamları kadın işçi sağlığı bakımından denetimsizdir. Kadınların yaptıkları işlerin hafif ve zararsız olduğu düşünülmesi, birçok zararlı maddenin sınırlarının erkek bedenine göre belirlenmesi söz konusudur. Birçok çalışmada iş yerinde kadın sağlığı bakımından değil üreme sağlığı bakımından araştırma yapılmıştır. Örneğin solunum hastalıkları ile ilgili meslek hastalıkları kömür, asbest, taş ocağı tozları ile ilişkili erkek işçilere yoğunlaşırken, konfeksiyon tozları kaynaklı solunum hastalıklarının kadınlardaki boyutuna dair çok az şey bilinmektedir. Yine konfeksiyonda çalışan kadınlarda boyama ve baskı kimyasalları kaynaklı zehirlenmelere dair bir veri yoktur. Ayrıca kadın işçilerin yoğunlaştığı tekstil ve gıda sektöründe kaza oranı oldukça yüksektir. Ne yazık ki bu kazalarla ilgili sağlıklı bir veri yoktur. Bunlara ek olarak, sağlık ve bakım işleri gibi hizmet sektöründe çalışan kadınlar da fiziksel olarak ağır iş yükü altındadır. Büro işçisi ve beyaz yakalı (sağlık, eğitim, akademi, banka, finans vs) kadınlarda ise mobbing, psikolojik baskı ve çok uzun çalışma süreleri ciddi psikolojik rahatsızlıklara yol açmaktadır. Çalışan kadınlar işten eve döndüklerinde de evde çalışmaya devam ederler. “Kadınların kapitalist toplumda toplumsal olarak üstlendikleri veya dayatılan roller, onların rutin çalışma yaşamlarına ek olarak görünmeyen ev işçileri olarak da çalışmaları sonucunu doğurur. Tek düze ve yorucu bir iş gününün ardından, karmaşık ve yorucu (yemek yapılması, çocuklara bakılması, yemeğin hazırlanması, çamaşır, bulaşık vs.) bir ikinci vardiya ile birlikte emekçi kadınların çalışma saatleri 16-17 saati bulabilmektedir.” (4)

 

Toplumsal cinsiyet rolleri de kadınların iş yaşamına katılmasında önemli bir engeldir. İşlerin ‘kadın işi-erkek işi’ olarak kategorize edilmesi birçok alanda kadın istihdamının önüne geçmektedir. Kadın işlerinin daha hafif işler olması gerektiği ve kadının korunması gibi cinsiyetçi yaklaşımlar kadınların çalışma ve istihdam alanlarını ciddi oranda daraltmaktadır. “… kadınların belli işlerde çalıştırılmaması gerektiğini söylemek bizi riskli bir alana sokar. Evet, bilimsel olarak eldeki veriler ışığında, bazı sektörlerin kadınlar için zararlı olduğu söylenebilir ve bu alanlarda kadınların çalıştırılmaması onları korumak adına iddia edilebilir. Ancak bunun bir sonucu da kadınların istihdamdaki oranlarının tamamen aşağıya çekilmesi, kadınların taşeron sisteminin en diplerine, …… ve ev içi işlere itilmesidir.” (5)

 

Kadınların özgürleşmesi bakımından kadınların ev içi rollerinden sıyrılarak üretim süreçlerine katılımı elzemdir. Fakat kadınların kapitalizm koşullarında işgücüne katılımı kadınların ağır emek sömürüsü yanında ev içi rollerini de yerine getirmeye çalışarak ezilmişliğinin katlanması anlamına gelmektedir.  İşgücüne katılım söz konusu olduğunda, kadınlar birçok haktan yoksun, kayıt dışı çalışma, düşük ücret ve kötü çalışma koşulları ile karşı karşıya kalmaktadır. Kadınların işgücüne katılımı kadının özgürleşmesinde önemli bir adım olsa da kadın kapitalizm koşullarında çalışma düzeni ile birlikte ev içi sorumlulukları da üstlenmektedir. Bu da kadının hem piyasada hem de evde ezilmesi anlamına gelmektedir. Ağır ve uzun çalışma koşullarının yanında çocukların eğitimi, ev işleri, temizlik ve yemek gibi birçok iş de beraber kadınlar tarafından yürütülmektedir. Kadınlar kapitalizm koşullarında işgücüne yine eşitsiz bir biçimde katılmaktadır. Kadınların yoğun olarak çalıştığı tarım, tekstil, gıda ve hizmet gibi sektörlerde işverenle pazarlık güçleri daha zayıftır ve kayıt dışılık oranı çok yüksektir.  Kayıt dışı çalışma aynı zamanda, sigorta, emeklilik, sendika gibi birçok haktan yoksun, iş güvenliği ve işçi sağlığı bakımından denetimsiz, uzun ve ağır çalışma anlamına gelmektedir.

 

Kadın istihdamının artırılması için özelikle kadın işgücüne ihtiyacın ortaya çıkmalı; dolayısıyla büyük bir sanayileşme ve ekonomik kalkınma hamlesi gereklidir. Bu büyük kalkınma hamlesiyle beraber işsizlik yasaklanmalı ve kadınların erkeklerle eşit koşullarda işgücüne katılımı garanti altına alınmalıdır. Bunun için kadınlar yine erkeklerle eşit koşullarda eğitim almalı, özgürce meslek seçebilmelidir. Kadının ev içi rollerinden sıyrılması ve istihdamının artırılması için anne olmanın ve çocuk bakımının kadını üretim süreçlerinin dışına itmesine engel olunmalıdır. Ev içi işlerin kolektif bir biçimde devlet yardımı ile karşılanması, çocuk bakımının ve eğitiminin ücretsiz bir biçimde tamamen devlet tarafından üstlenilmesi gerekir. Yine hasta ve yaşlı bakımı devlet tarafından ücretsiz bir biçimde karşılanmalıdır. Esnek, güvencesiz ve yarı zamanlı çalışma yasaklanmalıdır. Ayrıca doğum izni ve emzirme izni uygulanabilir olmalı, kadınların doğum yaptıktan sonra işe dönebilmesi garanti altına alınmalıdır. Kadınların çalışma koşulları iş güvenliği ve işçi sağlığı bakımından uygun hale getirilmeli, sürekli denetlenmeli ve meslek hastalıklarına karşı köklü önlemler alınmalıdır.  Tüm bunlarla beraber elbette cinsiyetçi işbölümüne ve bununla ilişkili cinsiyetçi ideolojilere karşı da mücadele etmek gerekir.

 

 

 

 

 

  1. Kadınlar ve Sosyalizm, Kadınların kurtuluşu üzerine denemeler; Sharon Smith; Yordam Kitap; s55; 2011)

 

2.Why are there so few women in the labor market in Turkey: A multi-dimensional approach”; İpek İlkkaracan; Feminist Economics, Vol 18 (1), January.

  1. Feminist politik iktisat ve kurumsal iktisat çerçevesinde Türkiye’de kadın istihdam sorunun farklı bir yaklaşım; İpek İlkkaracan; Geçmişten Günümüze Kadın Emeği; Ankara Üniversitesi Yayınevi; 2012.
  2. (Kadınların Görünmeyen Acıları (2): Kimisi Gözümüzün Önünde Kimisi Saklı; Emre Gürcanlı; http://ilerihaber.org 08.02.2015)
  3. (Kadınların Görünmeyen Acıları (3): Memleketimden Kadın Manzaraları…; Emre Gürcanlı; http://ilerihaber.org 15.02.2015)
2017-12-31T02:01:53+00:00 31 Aralık, Pazar, 2017|Gündem|