Kadınlar çalışma hayatının dışına itilirken kadın istihdamı nasıl artabiliyor?

Kapitalizm emeğin yeniden üretilmesi için çocuk yetiştirme, ev işlerinin görülmesi ve yaşlı/hasta bakımı gibi maliyetli işleri, işçi sınıfı ailelerinin omuzlarına yüklüyor; ya da doğrusu aile içinde kadınların omuzlarına… Bakım hizmetlerinin ve ev işlerinin kadınların omuzlarına yüklenmesi ve kadının esas görevi olarak görülmesi, dolayısıyla kadınların çalışmasının sadece ev ekonomisine katkı sayılması, kadının ev dışındaki üretim süreçlerine eşitsiz koşullarda katılmasına neden oluyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan İstatistiklerle Kadın Bültenine (07 Mart 2017) göre 2015 yılında Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus içerisinde istihdam oranı erkeklerde %65, kadınlarda ise %27,5 oldu. Avrupa Birliği üye ülkelerinin istihdam oranı incelendiğinde; 2015 yılında kadın istihdam oranının en yüksek olduğu ülke %74 ile İsveç iken en düşük olduğu ülke %42,5 ile Yunanistan. Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin (28 ülke) ortalama kadın istihdam oranı ise %60,4 olarak tespit edilmiş. Yani AB ortalamasına göre Türkiye’de kadın istihdamı oldukça düşük ve neredeyse erkeklerin yarısı kadar (1).

Ama buna rağmen AKP iktidarı tarafından kadın istihdamının Türkiye’de sürekli artış gösterdiği ve Türkiye’nin ‘örnek ülke’ olduğu propaganda ediliyor. Kadın istihdamının artırılması ile ilgili genelgeler ve düzenlemeler övülüyor ve bir ‘başarı’ olduğu pazarlanıyor.

Gerçekten kadın istihdamı artıyor mu?

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün istatistik veri tabanı ILOSTAT’tın verilerine göre (2017) Türkiye 2007-2015 yılları arasında incelenen 63 ülke içinde düzenli ücretli işlerde en fazla kadın istihdam artış oranına sahip ülke olmuş (2).

2010-2013 arasında barınacak yer sağlamaksızın verilen sosyal hizmetler sektöründe ücretli, maaşlı ve yevmiyeli olarak çalışanların istihdamında çarpıcı bir artış görülüyor. 2022 numaralı yasa ile 2007 yılında başlatılan Evde Bakım Hizmeti programı kapsamında evde engelli ve/veya hasta yakınlarına bakmak zorunda olduğunu kanıtlayan kadınlara net asgari ücret miktarında bir aylık maaş bağlandı. Bu kapsama giren kadınlar da 2011 yılından itibaren TÜİK tarafından Sosyal Hizmet sektörü altında ve “Barınacak Yer Sağlamaksızın Verilen Sosyal Hizmetler Sektör İstihdamı” içinde değerlendiriliyor.

Sosyal Hizmet Sektöründe çalışanlar arasında 2010’da bir okul bitirmeyenler ile ilk ve ortaokul mezunlarının payı %36.1 iken, 2011’de %72.9, 2012’de %77.6 ve 2013’te %83.9 olmuş. Dolayısıyla kentlerde düşük eğitimli kadınların istihdamındaki ve Sosyal Hizmet Sektöründeki artışın arkasında daha önce evde karşılıksız bakım hizmeti sunan kadınların bu iş için devletten aylık almaya başlamasıyla istihdamda kabul edilmesi ve istatistiklerde yer alması var (3).

Evde bakımın ücretlendirilmesi ve istihdamdan sayılmasının yanında, Türkiye’de eve giren gelirin düşüşü de kadın istihdamını artıran önemli bir etken. Bu çeşitli nedenlerle çalışma hayatından uzaklaşan kadınların da çalışmak zorunda kalması anlamına geliyor. Genel bir doğru olarak kriz dönemlerinde, eve giren gelirin düşüşü kadın istihdamını artırıcı etkiler yapıyor. Ama bunun kadınların iş yaşamı ve koşulları ile ilgili korkunç sonuçları da var. Esnek ve güvencesiz çalışma…

Dolayısıyla, kadın istihdamında ‘övülen artış’, iktidarın planlı ve kalkınma odaklı, kadın – erkek eşitsizliğini kaldırmayı hedefleyen bir istihdam politikası ile ilişkili değil. Tam tersine kadınların toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan konumunu pekiştiren, muhafazakâr bir oy kitlesini yedeklemeyi hedefleyen politikalara bağlı suni bir artış ile kriz koşullarında esnek ve güvencesiz çalışmaya mahkûm eden bir nesnellikle karşı karşıyayız.

Mayıs 2010 tarihli Başbakanlık Genelgesi ve kâğıt üzerinde verilen sözler 

Mayıs 2010 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması” başlıklı, 2010/14 sayılı Başbakanlık Genelgesi, bazı kadın örgütleri tarafından dahi olumlu karşılanmış, hükümet tarafından tarihi bir genelge olarak sunulmuştu (4). Genelgenin birçok yerinde kadın – erkek eşitliğine yapılan vurgu, kadın istihdamının artırılması için önlemler, eşit işe eşit ücret gibi önemli başlıklar yer alıyordu. Genelgenin kadınların hayatlarına ne gibi bir olumlu etkisi olduğuna baktığımız zaman ise koca bir hiç diyebiliriz. AKP’nin kadın başlığında ortaya attığı olumlu gibi görünen yasal düzenlemeler, genelgeler, imzaladığı uluslararası anlaşmaların kadınların hayatında iyi yönde bir etkisi olmadı. Örneğin, Türkiye İstanbul Sözleşmesini ilk imzalayan ülke ama kadın cinayetlerinde ve kadına yönelik şiddette rekor kırıyor. Benzer şey kadın istihdamı ve kadınların işgücüne katılımıyla da ilgili de söylenebilir. Kadın istihdamının artırılması ile ilgili kâğıt üzerinde verilen sözlere rağmen kadınlar iş yaşamından uzaklaştırılıyor, çalışan kadınlar güvencesizleştiriliyor, kadınların aldığı ücretler giderek düşüyor ve çalışma koşulları esnekleşiyor.

Kadınları ev dışındaki üretim süreçlerinden uzaklaştırmaya yönelik baskı artıyor

Garip bir tabloyla karşı karşıyayız: bir yanda kadın istihdamındaki ucube artış, bir yanda AKP hükümeti tarafından kadınları ev dışındaki çalışma hayatından uzaklaştıran ve çalışma hayatında kırılganlaştıran yasal düzenlemeler. “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı” adıyla gündeme gelen kadın düşmanı düzenlemeler ile başlayan süreç şimdi de 2010 tarihli Başbakanlık Genelgesinin Güncellenmesi şeklinde devam ediyor.

2015 yılının Ocak ayında “Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” adı altında kadınlara saldırı niteliğindeki birçok düzenleme birbiriyle ilişkisiz başka maddelerle bir araya getirilerek yasalaştı. Yasalar temelde, erken evliliğe, üç çocuk doğurmaya teşvik ederken çocukların bakımını kadınların üstlenmesi için çalışma hayatlarını ev içine endekslemesini içeriyor. İlgili düzenlemeler de sonuç olarak kadınlar için esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, emekliliğin hayal olması, sigorta prim kaybı, süt izninin kaldırılması, güvencesiz çalışma, kadın emeğinin daha da değersizleşmesi ve kadınların çalışma hayatından tasfiye edilmesi anlamına geliyor.

Yakın zamanda ise 2010 tarihli Başbakanlık Genelgesi Plan Bütçe Komisyonu’nda yeniden gündeme getirilerek “güncellenme” kararı alındı. “Güncellenen” genelge  ile eski genelgedeki kağıt üzerindeki eşitlik ile ilgili tüm maddeler çıkarılıyor. Eşit işe eşit ücret, kamu kurum ve kuruluşlarında fırsat eşitliğinin sağlanması ve bunun yapılıp yapılmadığının raporlarla denetlenmesi, yine kamu ve özel sektöre ait işyerlerine yapılan denetimlerde cinsiyet eşitliğine uyup uyulmadığının saptanarak, işlem yapılması, kamu kurum ve kuruluşlarında işe giriş, eğitim ve terfilerde fırsat eşitliğine uygun davranılması, şiddet mağduru, eşi ölen, kadınların yaşama katılımı için hazırlanan projelere öncelik verilmesi, toplumsal cinsiyet temelli istatistikler tutulması, özelde ve kamuda kreş ve gündüz bakım evleri kurulması, kurulup kurulmadığının denetlenmesi ile ilgili maddeler yeni genelge taslağı içinde yer almıyor (5). AKP iktidarı, 2010’da kağıt üzerindeki sözde eşitliği dahi siliyor.

Evde ya da kısmi zamanlı, güvencesiz, düzensiz işlerde çalışan muhafazakâr ve itaatkâr kadınlar

Son düzenlemelerle de ‘güncelleme’ adı altında kadınların düzenli iş yaşamından tamamen çıkarılması için yeni adımlar atılıyor. Gerici ideolojinin beslediği, kadının aile içindeki konumunu pekiştiren ve emeğini değersizleştiren büyük bir baskı ile karşı karşıyayız. AKP’nin arzu ettiği, çocuk yetiştirmek ve ev işleri ile meşgul, muhafazakâr ve itaatkâr, aile içinde biçilen rol ile uyumlu, esnek, güvencesiz çalışan kadınlar. Evde bakım ücreti altında, kadınların evde istihdam edilmesi de bu arzu edilen kadın profiline hizmet ediyor. Esnek ve düzensiz işlerde çalışma kadına biçilen aile içi rol ile sermayenin ucuz emek sömürüsü arzusunun yegâne uyumudur. Kadınların esnek ve ev içinde çalıştırılması aynı zamanda AKP iktidarı için muhafazakâr ve itaatkar bir oy potansiyeli anlamına da geliyor.

Her şeye ve her türlü baskıya, kadın düşmanı yasalara ve genelgelere rağmen Eşitlik ve Özgürlük için yaşayan, üreten, itaat etmeyen ve mücadele eden kadınlar var. Ve bu korkunç tabloyu değiştirebilecek umut ve direnç var.

(1) http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24643

(2) http://www.turkonfed.org/Files/ContentFile/turkonfed2017-kadin-raporu-1-faz-calisma-sonuclari.pdf

(3) T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü Türkiye’de Kadın İşgücü Profili ve İstatistiklerinin Analizi Proje Ekibi Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Ayşe Gülay Toksöz Duygu Matbaacılık, 2014, Ankara

(4) “Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması” ile ilişkili Başbakanlık Genelgesi’ne dair ‘Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) Platformu Basın Açıklaması 28 MAYIS 2012. http://www.keig.org/?p=595

(5) https://sendika62.org/2017/12/necla-akgokce-ile-soylesi-bu-genelge-kadinlari-guvencesiz-islere-mahkum-edebilecek-459646/

 

2017-12-31T01:54:45+00:00 31 Aralık, Pazar, 2017|Gündem|