‘Gerici saldırılarda giyim ve yaşam tarzı bahane ediliyor’

İstanbul’da bir otobüste ‘şort giyenler ölmeli’ diyerek Ayeşül Terzi’ye saldıran Abdullah Çakıroğlu’nun ikinci kez gözaltına alınmasının ardından tutuklanışını İlerici Kadınlar Meclisi’nden Avukat Yelda Koçak ile konuştuk. Koçak’ın yanıtları gerici zihniyetin nasıl baskı unsuru oluşturduğunu ortaya çıkarıyor.

Saldırganın cesaretle ‘İslam hukukuna göre’ hareket ettiğini açıklaması üzerine saldırının görmezden gelinmekten çıktığını ifade eden Koçak,”Saldırganın serbest bırakılmasının ardından yeniden gözaltına alınması ve tutuklanması kamuoyunda oluşan tepki sayesinde olmuştur” diyor.

Kadına yönelik şiddet uygulayanların her zaman bir bahane bulduklarını, giyim ve yaşam tarzının da bu bahanelerden biri olduğunun altını çizen Koçak, bu saldırıların iktidarın siyasi tercihleri ile uyumlu olduğuna vurgu yapıyor.

İlerici Kadınlar Meclisi’nden Av. Yelda Koçak’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Neden ilk gözaltına alındığında serbest bırakıldı?

Şort giydiği için saldırıya uğrayan Ayşegül Terzi’ye saldıran kişinin ilk gözaltına alınmasının ardından serbest bırakılması, savcılığın bu olayı ne denli hafife aldığını göstermekte. Savcılık ilk işlemi kişiye yönelik suçlardan olan kasten basit yaralama suçu üzerinden yapmış.  Kasten basit yaralama suçu olarak ele alıp işlem yaparsanız elbette ki tutuksuz yargılamak için serbest bırakmanız gerekir. Savcının yaşanan olayı bu kadar hafife almasının sebebi yapılmaya çalışılanı görmezden gelmesi ya da açıkça desteklemesidir. Oysa bu olayda saldırganın amacını görmezden gelmek mümkün değil. Savcılık da dahil bazı kesimler bunu görmezden geldi ancak saldırganın bundan da aldığı cesaretle ‘İslam hukukuna göre’ hareket ettiğini açıklaması üzerine bu olay görmezden gelinmekten çıktı.

‘YURTTAŞ OLARAK SÜREKLİ MAHKEME KARARLARINI TAKİP EDEMEYİZ’

Ne oldu da tutuklanabildi? Ne değişti? Serbest bırakılmasına verilen tepkiler tutuklanmasında etkili oldu mu? Hukuk verilen tepkilere göre mi şekilleniyor?

Saldırganın serbest bırakılmasının ardından yeniden gözaltına alınması ve tutuklanması kamuoyunda oluşan tepki sayesinde olmuştur. Bu sonuca bir yandan sevinirken bir yandan da endişelenmemek elde değil.  İktidarın yargı üzerindeki tekeline karşı toplumsal tepkiden başka çaremizin kalmadığı çok fazla örnek yaşadık, yaşıyoruz. Her zaman mahkeme salonlarından çıkacak adaleti beklemek zorunda değiliz. Adalet çıkmayacağına inanmamız için çokça nedenimiz var. Ancak kanun maddelerini uygulaması için savcılar, hakimler üzerinde her zaman kamuoyu baskısı oluşturmanın kısıtları var. Her olay basına yansımıyor ya da gereken ilgiyi görmüyor olabilir. Özellikle de kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlarda mağdurlar olayın unutulması, kimliklerinin deşifre olmaması için bilinçli olarak da gizleme yolunu seçebiliyorlar. Bu da toplum olarak olaya müdahil olmamıza engel oluyor. Bu nedenle hukukun verilen tepkilerle şekillenmesi sessiz mağdurlar yığını yaratma riski barındırmakta.  Yurttaş olarak sürekli hangi savcının hangi hakimin doğru karar verip vermediğini kontrol edemeyiz ki. Bu konuda gerekli denetimi yapması gereken kurumların da bunca yıldır sadece iktidarın huyuna gidilen kararlar verilip verilmediği denetimi yaptıkları da malum.

Kadına yönelik şiddetin giyimleri bahane edilerek yapılması son dönemde arttı mı? Hukuki olarak bu gibi saldırılar nasıl, hangi kapsamda değerlendiriliyor?

Kadına yönelik şiddet uygulayanlar her zaman bir bahane buluyorlar ancak son dönemde artan olaylarda bireysel bahanelere bir de siyasi/dini gerekçeler eklendi. “İslam hukukunun gereğini yaptım” açıklaması bunun çıplak halidir. Burada fail açık ve net bir şekilde kendi inancına uygun davranmayan, giyinmeyen kişiyi buna zorlamaya çalışmakta bunu dayatmaktadır. Şort giymek, dekolte giymek, gece geç saatte sokakta olmak tüm bunlar saray rejiminin dayattığı dinci gerici yaşam tarzına aykırı hareketler ve bunlar cezalandırılmakta. İktidar cezalandıramadığını, cezalandıranlara göz yumarak nabız yoklamakta. (İleri Haber Merkez- Tuğba Özer)

 

2017-12-31T02:32:17+00:00 20 Eylül, Salı, 2016|Röportajlar|