Barış artık sözde, yürekte bir özlem olmaktan çıkmalı, geleceğimizin adı olarak yazılmadır

Ülkemiz bugün ne yazık ki hem savaşların yaşandığı hem de savaşların öznesi durumuna gelmiştir. Doğuda kentleri, tarihi değerleri yok eden AKP/Saray zihniyeti insanların en ağır savaş koşulları altında açlık, kör şiddet, ölümle karşı karşıya getirmiştir. Kadınlar, çocuklar kendi evlerinde üstlerine doğrulmuş tanklarla tehdit edilmiş, göç ettirilmiştir. Bugün birçok ilde savaş sonrası yaşanan yoksunluk, hastalık ve göç ile karşı karşıya kalmış binlerce insan var.

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalayan akademisyenlerin bilimsel özgürlüğün kısıtlanması, barışçıl taleplerin cezalandırılmaya çalışılması AKP/Saray diktatörlüğünün gerçek yüzünü bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Barış isteyen akademisyenlerin hedef gösterilmesi, hapisle ve meslekten ihraçla cezalandırılması, ne hukuka ne de bilimsellikle bağdaşmayan uygulamalar olarak tarihe geçmiştir.

Savaşı kendi halklarına yaşatan hükümet cihatçı çetelere hem bölgesel ölçekte hem de ülkemizde kanlı eylemlerini hayata geçirmek için zemin hazırlanmış, maddi ve siyasi destek sunmuştur. Terör eylemleri sıradanlaşmış, kör şiddet tüm halkı hedef haline getirmiştir. Kent merkezleri en işlek caddeleri, havalimanı gibi birçok noktada patlayan bombalar yüzlerce insanın ölümüne yol açmaktadır. Diyarbakır, Suruç, Ankara 10 Ekim Mitingi, Taksim, Kızılay, Havalimanı saldırıları ve en son Gaziantep… Son 1 yılda 400’e yakın insanımız bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Bombalı saldırıda ölen insanlarımızın acısı kalbimize beynimize yazıldı.

Her fırsatta “Millet iradesi” diyen AKP hükümeti Suriye halklarını hiçe sayarak emperyalist siyasetin parçası olmuş, Suriye halkına yapılan zulme ortak olmuştur. Binlerce insanın ölümünde, göç etmesinde, kadınların pazarlarda satılmasında ve tecavüze uğramasında rolü vardır. Suriye’de yaşanan savaşın bir parçası haline gelen ülkemiz, AKP hükümeti yüzünden sınırlarını kontrol edemeyen, her gün bombaların düştüğü kentlerden yardım çağrılarının yükseldiği bir coğrafya haline dönüşmüştür. Mülteci akınına uğramış, televizyondan karaya vuran çocukları izleyerek çaresizliği yaşadığımız, insanlığımızdan utandığımız bir ülke haline gelmiştir.

Yıllarca hem siyasi hem maddi her türlü desteği alan, devlet kurumlarında kök salmasına izin verilen Gülen Cemaati’nin Ordu içerisinde örgütlenmesine,  eline silah almasına izin veren AKP hükümeti bir tarikatın darbeye yeltenmesine zemin hazırlamıştır. Kendi yarattığı canavarla gölge dövüşüne girişen AKP/Saray diktatörlüğü OHAL koşulları altında tüm muhalif kesimleri baskı altına almak altında gerici yobaz çetelerin başka bir ülkenin insanlarına silah doğrultmasına, güçlenmesine fırsat yaratmaktadır.

Savaşın, kanlı eylemlerin, bombalı saldırıların tehdidi altındaki biz kadınların ülkemizde ve bölgemizde savaşın başlıca öznesi haline gelmiş AKP/Saray diktatörlüğüne artık tahammülümüz kalmamıştır. Barış artık sözde, yürekte bir özlem olmaktan çıkmak, geleceğimizin adı olarak yazılmalıdır. 1 Eylül Dünya Barış Günü yıldönümü vesilesiyle söz veriyoruz, BARIŞ daha güzel, daha umutlu günlerin adı olacak ve kadınların ellerinde yükselecek…

2017-10-09T12:30:27+00:00 1 Eylül, Perşembe, 2016|Basın Açıklamaları|